Bosna-Hersek seçimlerinde belirsizlik havası hakim

Bosna-Hersek'te seçim kampanyalarının devam ettiği bu günlerde, farklı uluslardan bütün yurttaşlar, neticenin ne olacağına dair giderek artan bir endişe ve belirsizlik hisleri içinde.

Bosna-Hersek seçimlerinde belirsizlik havası hakim

7 Ekim’de gerçekleşecek Bosna-Hersek cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine tam 72 parti katılıyor. Seçim kampanyalarının devam ettiği bu günlerde, farklı uluslardan bütün yurttaşlar, neticenin ne olacağına dair giderek artan bir endişe ve belirsizlik hisleri içinde. Balkanlarda, Avrupa’da ve dünya bağlamında değişim süreci devam ederken önümüzdeki dönemde Bosna-Hersek’in durumu ne olacak? Dünyayı küçük ölçekte yansıtan ve (binlerce yıllık tarihi boyunca çoğunlukla olduğu gibi) yine büyük ölçüde kendi dışında gelişen siyasi unsurlardan etkilenecek olan Bosna’yı nasıl bir gelecek bekliyor?

Karadağ’ın ve Makedonya’nın NATO ittifakına katılmasıyla birlikte, özellikle Kosova’nın hâlâ çözümlenmemiş statüsünden etkilenen Sırp-Arnavut ilişkilerinden dolayı, Balkanların durumu daha da karmaşık bir hale geldi. Bosna-Hersek’in başını ciddi şekilde ağrıtan temel meselelerden biri, Kosova’nın Sırbistan’dan bölgesel bir imtiyaz elde edip edemeyeceği; gerçekleşmesi durumunda ise Balkanlarda yeniden çizilen sınırların bununla sınırlı kalıp kalmayacağı.

Sırbistan ve Kosova’nın müzakerecileri kafa karıştırıcı ve çelişkili mesajlar veriyor. Avrupa Birliği (AB) ve (özellikle de Almanya gibi) üyeleriyse, Avrupa’da sınırlar meselesinin göreceli olduğu ilkesinden hareketle, böyle bir imtiyazın elde edilme ihtimalini açıkça reddediyor: Avrupa’da sınırlar ne muhakkak değişirler, ne de sabit kalırlar. ABD ve Rusya ise her zamanki gibi burada da farklı görüşlere sahip: ABD Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı ve müttefiklerinden de aynısını talep ediyor. Rusya ise karşı tarafta.

Dodik milliyetçi Sırpların oyunu alacak

AB üyeliğine aday olan Sırbistan’ın Kosova ile Bosna-Hersek’in durumlarını kesinlikle birbirine karıştırmaması gerekirken, “Republika Srpska” entitesinin cumhurbaşkanı, önümüzdeki seçimlerde Bosna-Hersek cumhurbaşkanı adayı ve bu çetin Balkan ruletinde Rusya’yı temsil eden bir oyuncu olan Milorad Dodik ısrarla bu iki meseleyi birbirine bağlıyor. Dodik’in Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifak’ı (SNSD) diğer sosyalist partilerle seçim öncesi koalisyon yaptı ve büyük ihtimalle Bosnalı Sırp milliyetçi tabanın oylarını alacak. Rakipleri ise Demokratik İlerleme Partisi’yle (PDP) Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin mevcut Sırp üyesi Mladen İvaniç’in başında olduğu Sırp Demokratik Partisi’nin (SDS) oluşturduğu bir koalisyon olan Zafer için İttifak (SzP). Sözde daha ılımlı bir politika yürüten İvaniç, Republika Srpska’nın önümüzdeki 20-30 sene içinde Bosna-Hersek’ten ayrılamayacağını ve ayrılmaması gerektiğini, zira buna yönelik herhangi bir teşebbüsün, savaşla sonuçlanması kaçınılmaz tehlikeli bir maceranın ön adımı olacağını savunuyor. Bosna-Hersek NATO’ya ve AB üyeliğine aday olduğu için, İvaniç bu “yol haritasına” (pek koşulsuz olmasa da) ucundan destek vermeye devam ediyor.

Milliyetçi Hırvatlar üçüncü entite peşinde

Bosnalı Hırvatların milliyetçi cephesinde de işler kaynama noktasında seyrediyor. Hırvat Demokrat Birliği (HDZ) lideri ve Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin mevcut Hırvat üyesi olan Dragan Çoviç, sadece Bosnalı Hırvatları bir araya getiren bazı küçük partilerle kendi partisinin oluşturduğu koalisyona liderlik ediyor ve seçim sonrasında bir çözülme olabileceğine dair korku tohumları ekiyor. Aslında Çoviç görev süresi boyunca Dodik ile bir ittifak sağlayarak ve Bosna-Hersek’in Hırvatlara özel üçüncü entitesini oluşturmayı talep ederek, şimdiye kadar Bosna’da sürekli krize yol açtı. Bu üçüncü entiteyi oluşturma gayretlerinde de zaten Bosna-Hersek devletinin bütünlüğünü bozma maksadı güden Dodik’ten tam destek aldı. Medeni ve çok uluslu bir ülke olan Bosna-Hersek’in bütünlüğünü tercih eden Boşnaklar, bu iki siyasetçi tarafından, Bosnalı Sırp ve Hırvatlar üzerinde oy üstünlüğü kurmakla suçlanıyor.

Zelenika faktörü

Fakat Çoviç’in koalisyonuna karşı, HDZ 1990 partisinin adayı olan ve Bosna-Hersek siyasi hayatını olumlu etkileyen Diyana Zelenika duruyor. Zelenika ortak vatanımız Bosna-Hersek’i kurtarmaya çalışan koalisyonun liderliğini yaparak, bu tarihi noktada Bosna’yı harabeye çevirmek isteyen milliyetçilerin iktidarını ele geçirmeye çalışıyor. Zelenika Çoviç’i, Bosna-Hersek’i sürekli radikal bir değişime uğratmayı istemekle ve Dodik’in Büyük Sırbistan projesine karşı Boşnaklar ile siyasi bir ittifaka yanaşmamakla suçluyor. Kendini bir Katolik olarak tanımlayan ve görünüşü göre Angela Merkel tarafından desteklenen Zelenika, sadece az sayıda Hırvat'ın yaşadığı Bosna-Hersek’in batı bölgesinde değil, bütün Bosna-Hersek’te Hırvatçılık ve Katolikliğin hayatta kalması için mücadele ediyor.

1992-1995 Savaşı sırasında Slobodan Miloşeviç ile Bosna-Hersek’i bölme amacı taşıyan gizli bir anlaşma yapan Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tucman, izlediği politika gereği, orta ve kuzey Bosna’da yaşayan Hırvatlardan vazgeçmiş ve onların topraklarını da o sıralar Hırvatistan’dan sürülmekte olan Sırplara bırakmıştı. Bosnalı Hırvatların yaşadığı bu felaketin farkında olan Zelenika ve koalisyonu, orta ve kuzey Bosna bölgelerini canlandırarak, Büyük Sırbistan politikasının 20. yüzyıldaki en büyük kurbanları olan Boşnaklar ile aralarındaki tarihi ittifakı da yenilemek istiyor. Aslen Kuzey Bosnalı önemli bir şahsiyet olan Kardinal Vinko Puljiç de bu siyasi konsepti bütün gücüyle destekleyerek Bosna-Hersek’in tüm vatandaşları ve ulusları için aynı hakları talep ediyor.

SDA’daki bölünmeler

Boşnak seçmenler ise birçok gruba ayrılmış durumda. Boşnak partiler arasında bundan önceki süreçlerde daima önde giden Demokratik Eylem Partisi (SDA) dokuzuncu seçim galibiyetini elde etme konusunda zorlanıyor. Boşnakların yoğunlukta olduğu bölgelerde seçime koalisyonlar gitmeyecek, fakat seçim sonrasında oluşabilecek koalisyonlar şimdiden açıklandı. Son altı ay içinde SDA yeni bölünmeler yaşadı: Saraybosna Kantonu eski Başbakanı Dino Konakoviç partiden ayrılarak kendi Halk ve Adalet Partisi’ni, Tuzla Kantonu’ndan Mirsad Kukiç ise Demokratik Eylem Hareketi’ni kurdu (PDA).

Geçen sene SDA’nın eski kadroları ve başkanları ilk Bağımsız Bosna-Hersek Listesi’ni oluşturdu (NLB). Bu Bağımsız Liste, Saraybosna Stari Grad Belediye Başkanı İbrahim Hacıbayriç liderliğinde kuruldu. Hacıbayriç toplumun ve siyasetin komünist dönemden kalma bir “dinsizleştirmeye” tâbi olduğu bir düzeni değil, dini geleneklere dayanan Bosna-Hersek halkının yeni “birlik ve kardeşlik” konseptini ve Bosnalıların Türkiye’yle ilişkilerini destekliyor. Yeni kurulan bu partilerden herhangi birinin seçimden sonra SDA ile koalisyonuna gideceğini düşünmek güç. SDA’nın öfkeli rakipleri olan ve SDA ile asla bir koalisyonuna girmeyeceklerini yıllardır söyleyip duran partiler şunlar: Daha İyi Gelecek İttifakı (SBB), Sosyal Demokrat Parti (SDP, neo-komünistler) ve Demokratik Cephe (DF, SDP’den ayrı bir neo-komünist grup).

İzzetbegoviç-Radonçiç rekabeti

Savaştan sonra merhum Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’ten aldığı maddi destekle günlük bir gazete (Dnevni List) çıkaran, SBB’nin lideri, gazeteci Fahrudin Radonçiç daha sonra Dnevni Avaz adlı medya şirketini kurmuştu. Bugünlerde Bosna-Hersek’in en zengin iş adamlarından biri olan Radonçiç Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nde SBB’nin Boşnak adayı olacak. Radonçiç laikliki, liberalizmi, Bosna-Hersek’in ve Boşnakların Avrupa yolunda ilerlemesini savunuyor. Radonçiç sadece şimdiki Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Boşnak üyesi olan Bakir İzzetbegoviç’e değil, İzzetbegoviç’in başında olduğu SDA partisinin siyasi yapısına ve milliyetçi ideolojisine de külliyen karşı. İzzetbegoviç ile Radonçiç birbirlerine karşı çılgınca bir kampanya yürütüyorlar. İzzetbegoviç Radonçiç’i “şüpheli bir geçmişe, şüpheli niyetlere ve şüpheli bir servete” sahip olmakla suçluyor. Radonçiç ise İzzetbegoviç’i “beş ailenin yönettiği bir siyasi yapıyı sürdürmekle”, akraba kayırmacılıkla (nepotizm), yolsuzlukla ve (özellikle Erdoğan ile olan ilişkilerinden dolayı) Türkiye’ye yönelmekle suçluyor. Ayrıca Radonçiç Bosna’yı “Türkiye-İran-Rusya üçgeninden kurtaracağını” ve onu Avrupa bütünleşmesine dahil edeceğini iddia ediyor.

SDP de hemen hemen bu istikamette bir söyleme sahip. DF ise Türkiye’nin Balkanlarda ve Bosna-Hersek’te etkili olmasına karşı daha ılımlı bir politika yürütüyor. İlginç olan şey, Boşnakların ve Bosnalıların Türkiye’yle ilişkilerine dair Dodik ve Çoviç’in neredeyse tarafsız bir pozisyon almaları. Bu tutumları muhtemelen Türkiye’nin Sırbistan ve Hırvatistan’la güncel dostane ilişkilerinden kaynaklanıyor.

Çoviç’in anayasal kriz tehdidi

DF lideri ve Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Hırvat adayı Zeljko Komşiç her bir tarafta, ama özellikle de Bosnalı Hırvatların tarafında tartışmalara neden oluyor. Komşiç önceki seçimlerde Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Hırvat üyesi olarak seçilmiş ve oyların çoğunu ise Bosna-Hersek Federasyonu’nda yaşayan Boşnaklardan almıştı. Komşiç’in bu seçimlerde de aynı şekilde seçilmesi ve böylece kendisini ekarte etmesi durumunda Çoviç “anayasal bir krize” yol açacağı tehdidinde bulundu. Çoviç bu nedenle “Boşnak kardeşlerine” seslenerek Komşiç’e oy vermemeleri “ricasında” bulundu.

Komşiç etnik bölünmelere karşı

Komşiç’in tek amacı bütün etnik bölünmelerin ve “kurucu halk” kavramının ortadan kaldırılması. Komünizm döneminde ortaya çıkan “kurucu halk” kavramı, “Bosna-Hersek, eşit haklara sahip üç halk tarafından oluşturulmuş bir devlettir” anlamına geliyor. Halbuki bu üç halk, bir tarihi bütünlük üzerine kurulan Bosna-Hersek devletinden ortaya çıkmıştır ve bu nedenle hiç kimsenin uluslararası arenada tanınan bu devleti yıkmaya “tarihten gelen bir hakkı” yoktur.

Komşiç’in ayrıca talep ettiği -bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi- sivil bir konsept var: “Bir insan, bir oy” kuralı. Etnik siyasetin radikal müdafileri Dodik ve Çoviç için Komşiç’in bu talebini kabul etmek imkansız. Zira böyle bir konsept, onlara göre, Bosna’yı Sırplar ve Hırvatların yok olacağı bir “İslam devletine” götürecektir. Son nüfus sayımına göre Bosna-Hersek nüfusunun yüzde 51’i Boşnak Müslüman, yüzde 31’i Sırp Ortodoks ve yüzde 15’i Hırvat Katolik’ten oluşuyor. Vatandaşlık şuurunun ön planda olduğu bir siyasi yönelime sahip birçok Boşnak, Sırp ve Hırvat’ın yanı sıra Dayton Barış Antlaşması’na göre, karma evliliklerden doğdukları için “diğerleri” maddesine dâhil edilen vatandaşlar, oylarını büyük ihtimalle Komşiç’e ve partisi DF’ye verecek.

Türkiye karşıtlarının ikna edici argümanları yok

Türkiye’nin Bosna’daki ve Balkanlardaki etkinliğinden rahatsızlık duyan partiler, şimdiye kadar bu rahatsızlığa dair kamuoyuna hiç bir açıklayıcı argüman sunamadılar. Bilindiği üzere Türkiye, Balkanlar’da yeni yeni kendine gelmeye başlayan devletlerin ve tüm milletlerin huzur, refah ve istikrarına destek veriyor ve en son Saraybosna ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği üzere bunu “görünenden farklı niyetleri olmadan” yapıyor.

Durum böyle olduğu halde, Türk olan her şeye, ama özellikle de Erdoğan’ın politikalarına büyük ölçüde karşıt olan Boşnak Müslüman siyasetçilerin bu husumeti nereden kaynaklanıyor? Belki de son zamanlarda barış içinde, güçlü ve kararlı duran Türkiye’ye karşı politikalar yürüten Batı ülkeleri olmadan iktidarı ele geçiremeyeceklerini düşünüyorlar. İkinci nedeni de Boşnakların bir kısmında görülen Müslüman olma kompleksi. Özellikle Batılılaşmış elit Boşnaklarda görülen bir kompleks bu. Fakat eğer Türkiye’yi Bosna-Hersek’ten çıkarmaya muvaffak olabilirlerse, Boşnaklar bütün Ümmet’ten koparak Batı ülkelerinin merhametine kalacak. Unutmayalım ki Avrupa topraklarında yaşayan bu Müslüman millet, Batı ülkelerinin politikalardan dolayı son yüz elli senedir, neredeyse Ortadoğu’daki Filistinli kardeşleri gibi acı çekiyor.

[Bosna-Hersek'in milli şairi olan Prof. Dr. Cemalettin Latiç halen Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslâmi İlimler Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır]


Kaynak: Anadolu Ajansı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.