Dünya Çevre Günü ve Ulaşım ile Çevre İlişkisi


Mustafa ILICALI

Mustafa ILICALI

14 Haziran 2017, 11:24

Birleşmiş Milletler tarafından, 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlenen zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olması oybirliği ile kabul edildi.

O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak üzere 'Dünya Çevre Günü' tüm dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
 
Doğal kaynakların kullanımı sırasında su, hava ve toprak kalitesinde yapılan değişiklikler sonucu ortaya çıkan; kısa ve uzun vadede insan yaşamını biyolojik, sosyal-psikolojik, sosyal-ekonomik ve kültürel yönden tehdit eden oluşumların tamamını Çevre Kirliliği olarak tanımlamak mümkündür.
 
Aslında korumaktan, kurtarmaktan bahsettiğimiz Çevre, doğrudan bizlerin yaşam alanıdır.

Havasıyla, toprağıyla, suyuyla, ormanıyla sürekli iç içe olduğumuz, yaşamımızın bir parçası olan tabiattan bahsediyoruz.
 
Kirlettiğimiz çevrenin birçok olumsuz etkisini, bir insan ömrü sürecinde göremememiz nedeniyle bu kadar duyarsızız belki de. Gelecek nesilleri düşünmeden, sadece bize ait gibi yaşamamızdan kaynaklanıyor belki de bu duyarsızlığımız. Aslında her 5 Haziran Çevre Günü, bugünkü kuşakların gereksinimleri ile gelecekteki kuşakların gereksinimleri arasında bir karar verme günüdür. Bu haziranda, tüm dünya genelinde gelecekteki kuşakların gereksinimlerinin ön plana çıkarılmasını ve bu duyarlılıkla hareket edilmesini umuyorum.

Dünya Çevre Günü daha sağlıklı bir çevre, daha temiz bir dünya için umutları yeşertir, çabaları yoğunlaştırır fakat bilindiği gibi maalesef sanayileşme ve hızlı nüfus artışı, çevre sorunlarının artarak büyümesine sebep olmaya da devam etmektedir.

Bütün ülkelerin ortak sorunu haline gelen çevre kirlenmesi, günümüzde insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştı.

Ölümlere neden olan solunum yolu hastalıklarının çoğu hava kirliliği sonucunda olmaktadır.

Sanayi atıkları, spreyler, fosil yakıtlarla ortaya çıkan hava kirlenmesi, petrol ve ilaç atıkları, plastik ürünler, suni gübreler ve katı atıklar, havayı, suyu, toprağı kirletme yaşam alanlarımızın yok olmasına neden olmaktadır.

Günümüzde son teknoloji ile tarımsal uygulamalar toprağın üretim kapasitesinin azalmasına, suların kirlenmesine, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve iklim değişikliği gibi sorunlara neden oluyor.

Verilere göre dünya genelinde son 50 yılda tropik ormanların ve doğal otlak alanlarının yok olması pahasına tarım alanları 1,4 milyar hektardan 1,5 milyar hektara ulaştı. Tahminlere göre 2050 yılında Dünya nüfusu 9,6 milyara ulaşacak ve bu nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak için 100 milyon hektar daha tarım alanına ihtiyaç duyulacak. Oysa her yıl 50.000 km2 toprak erozyonla kaybediliyor ve artan kentleşme nedeniyle sadece Avrupa'da her bir saatte 11 hektar tarım alanı binalarla örtülerek kullanılamaz hale getiriliyor. Giderek artan gübre, pestisit ve herbisitlerin kullanımı toprak ve suların kirlenmesine neden oluyor ve insan sağlığını tehdit ediyor. Tarım, küresel sera gazı salımlarının üçte birinden sorumlu tutuluyor. Ormanların ve otlakların tarım alanlarına dönüştürülmesi ve iklim değişikliği nedeniyle biyolojik çeşitlilik azalıyor. Tüm bu olumsuzluklarla üretilen gıdanın 1/3'ü israf ediliyor, çöp oluyor. Çöpe atılan gıda bugün dünya çapında yetersiz beslenen 842 milyon insana yetecek miktardadır.

Bunların yanında, küresel ısınma bugün insanlığın en önemli problemi olarak ortada durmakta ve artarak devam etmektedir. Doğal kaynaklar hızla tükenmekte, açlık ve içme suyu problemi birçok ülkede baş göstermiş durumdadır. Sanayi atıkları tarafından hızla sular kirletilmekte ve katı atıklar kontrolsüzce çevre kirlenmesine sebep olmaktadır.

Türkiye, Kyoto Protokolü kapsamında, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki, ulaştırma ve atık yönetimi gibi konularda emisyon azaltılmasına yönelik oldukça yoğun faaliyette bulunmaktadır. Ancak buna rağmen ülkemizde de seragazı emisyonları artmaktadır. 2012 yılında toplam seragazı emisyonu 194 Milyon Ton iken 2015 yılı Seragazı emisyon envanteri sonuçlarına göre toplam seragazı emisyonu CO2 eşdeğeri olarak 475,1 milyon ton olarak hesaplandı. 2015 yılı emisyonlarında CO2 eşdeğeri olarak en büyük payı %71,6 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla %12,8 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, %12,1 ile tarımsal faaliyetler ve %3,5 ile atık takip etmektedir.
 
Ulaştırmanın Çevreye Olan Etkileri Nelerdir?
Ulaştırma Sektörünün iklim değişikliği açısından önemi, başlıca sera gazlarından biri olan karbondioksit (CO2) gazının emisyonuna yol açan temel sektörlerden biri olmasıdır. Avrupa Birliği (AB) ve OECD ülkelerinin genelinde ulaştırma sektöründen kaynaklanan CO2 eşdeğeri emisyonları %30 civarındayken (ITF, 2005), Türkiye’de ulaştırma sektöründen kaynaklı CO2 eşdeğeri emisyonlarının toplam emisyon içerisindeki payı % 15-20 aralığında değişmektedir.(Kaynak: TUİK).  2013 yılında 68,3 milyon ton olarak gerçekleşen Ulaştırmadan Kaynaklanan CO2 Eşdeğer Emisyonunun, %91,97 si Karayolundan, % 5,49 u Havayolundan, %1,8 i Denizyolundan ve %0,74 ü Demiryolundan kaynaklanmaktadır. Karayolundan kaynaklı C02 emisyonunun, %77,6’sı Dizel yakıttan, %9’u Benzinden, % 13,2’si LPG’ den, %0,2’ si Doğalgaz(CNG)ve Bio-yakıt kaynaklanmıştır.

Bütün bu rakamlar bizi, ulaştırmadan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azaltılmasının yanında enerji tasarrufu sağlanması, trafik tıkanıklıklarının önlenmesi ve güvenli seyahatler oluşturulması için toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesine yönlendirilmektedir. Toplu taşıma sistemleri içerisinde de en çok tercih edilmesi gereken raylı sistemler olmalıdır.

Ulaştırma sektörünün oluşturduğu zararlardan birisi de gürültü kirliliğidir. Ülkemizde son yıllarda motorlu araç sayısının hızla artması nedeniyle özellikle büyük kentlerimizde, en belirgin rahatsız edici çevre sorunlarının başında gürültü gelmektedir. Gürültünün 45 desibelin üzerinde olması; çevredeki yerleşim birimlerinde yaşayanların ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Ve bağlı olarak biyolojik rahatsızlıklara neden olmaktadır. En büyük sorun işitme kayıpları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Avrupa’da yapılan araştırmalara göre her yıl 245.000'in üzerinde kişi, trafik gürültüsü nedeniyle  kardiyovasküler hastalıklardan etkilenmektedir. Trafik gürültüsünün yıllık 'sosyal maliyeti' 40 milyar avro olarak tahmin edilmektedir.

Ülkemizde ise Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nin 19. Maddesinde belirtildiği üzere; raylı ulaşım ve lastik tekerlekli ulaşım sistemlerinden çevreye yayılan gürültü seviyesi gündüz 65 desibel, akşam 60 desibel ve gece 55 desibel sınır değerlerini aşamayacağı belirtilmektedir.

İstanbul İli Tramvay Güzergahında yaptığımız gürültü ölçümlerinde

-Kabataş – Molla Çelebi Cami: Ortam Değeri: 71-72dB, Tramvay Değeri:82-83dB
-Galata Köprüsü Ortam Değeri: 76dB, Tramvay Değeri:80dB
-Gülhane Parkı Önü Ortam Değeri: 65dB, Tramvay Değeri:70dB
-Beyazıd – İstanbul Üniversitesi Önü Ortam Değeri: 72dB
-Ümraniye – Yeşil Vadi Konakları : Ortalama Değeri : 87 dBA   

Yaptığımız ölçümler ile Yönetmelik değerlerini karşılaştırdığımızda maalesef değerlerin oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle şehir içi ulaşım sistemlerinin çevreye verdiği gürültünün azaltılması için hali hazırda birçok şehrimizde devam eden gürültü perdesi uygulamalarına devam edilmelidir.

Geldiğimiz noktada gerek hükümetimiz gerekse belediyelerimiz, çevrenin ve doğanın korunması için önemli projeler hayat geçirmektedir. Geçmişte yaşadığımız çöp yığınlarının altında kalan insan tabloları artık yaşanmıyor. Artık günümüzde, bu çöp yığınlarından enerji ve gübre elde ederek kullanıma sunmak için gerekli teknolojik tesisleri kazandırmış durumdayız. Ulaşımdan kaynaklanan çevresel soruları gidermek için toplu ulaşım sistemlerinin yaygınlaştırılması için projeler devam etmektedir. Özellikle raylı sistemlerin geliştirilmesi teşvik edilmektedir. Diğer taraftan bisiklet kullanımın artırılması için belediyelerimizin yürüttüğü bisiklet yolu projeleri hızla yaygınlaşmaktadır.

Sonuç olarak, gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmalıyız.  Çevrenin kirlenmesini önlemek için üzerimize düşen görevleri mutlaka yapmalıyız. Sadece bu hafta boyunca değil, her gün çevremizi temiz tutmalıyız.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.