Neden fazla para basmıyoruz ve ülkenin borçlarını kapatmıyoruz?

Dolar ve euro her geçen gün rekor yapmaya devam ederken aklınıza şu soru elbet takılıyordur: Ülke borçları ne olacak?

Neden fazla para basmıyoruz ve ülkenin borçlarını kapatmıyoruz?

Ekonomiyi yakından takip etmiyorsanız bu sorunun cevabını şu şekilde verebilirsiniz: "Neden daha fazla basıp bu borçları kapatmıyoruz ki?"

Ne yazıkki bu konular bu kadar kolay değil. İşte bu soruya sosyal bir portal olan Ekşi Sözlük'teki bir kullanıcı konuya açıklık getirdi. İşte madde madde o açıklama;

"Para" dediğimiz şey, her şeyden önce bir değişim aracıdır.

Paranın olmadığı zamanlarda insanlar 10 kilo buğday verip 1 tavuk alıyordu. Lidyalılar'ın milattan once 700'lü yillarda ticaretle uğraşırken takas yönteminden kurtulmak için buldukları çözüm yolu para, böylelikle bir başka değişim aracı olarak keşfedilmiş oldu.
 

Para basmak (emisyon) işlemini ülkemizde Merkez Bankası kontrol eder ve parayı kafasına göre basamaz

Çünkü devletler, dolaşıma para sokabilmek için bir karşılık göstermek durumundadır.  Yani para basabilmek için, elinizde (hazinenizde) altın rezervi olması gerekir.
 

Öncelikle, tüm dünyadaki devletler ve şirketler kendi aralarındaki tüm ticarette dolar kullanarak alışveriş yapıyorlar

Uluslararası geçerliliği olan, tüm dünyanın tanıdığı tek şey dolar.

Dış dünyadan aldığımız, getirdiğimiz ve sattığımız her şey dolar olarak tanımlanmış. Yani dışarıya olan dolar borcumuzu TL olarak ödeyemiyoruz.

İkinci olarak, para basmak piyasaya daha çok para enjekte etmek demektir. Piyasada para bol olduğundaysa, paranın değeri düşer



Para, piyasadaki bolluğu nedeniyle değerini kaybettiğinde, bir ürünün edilinebilmesi için o para biriminden daha fazla miktarda harcanması gerekir. Yani enflasyon ortaya çıkar.

Basit bir örnek verelim: Diyelim ki ülkedeki iç piyasada x kadar TL, ve y kadar da dolar var.



Biz bir x kadar daha TL basarak iç piyasadaki dolarları topladığımızda, dolaşımdaki TL miktarı 2 katına çıkacağından, TL'nin değeri 2 kat kadar düşer. Doların değeri ise 2 kat artar.

Ya da 3000 TL maaş aldığımızı farz edelim



Paranın değeri düştüğünde, çoğunluğunu yurt dışından kullandığımız tüketim ürünlerini daha pahalıya almaya başlarız. Bir anda her şeye zam gelmeye başlar; enflasyon tavan yapar; ve 3000 TL pul olur.

Bu konuda belki de en bilinen örnek, Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanya örneğidir



Savaş giderlerini karşılayabilmek için durmaksızın para basan Almanya, bu dönemde hiperenflasyonla dengesini iyice kaybetmiş, fiyat artışlarına paralel seyretmesi gereken banknotları basamamaya başlamış, ve bir ekmeğin bir kasa para ile alınır hale geldiği bir döneme girmiştir.

1920'lerin Almanya'sında, ısınmak için para yaktıkları bilinir



Düşünün ki kömür almak için para harcamaktansa para yakmak daha mantıklıdır. Ayrıca gün içinde dükkan ve restoranlarda insanların ellerinde yeni fiyatları gösteren tabelalarla dolaştıkları bir dönemdir bu; para işlevselliğini tamamen kaybetmiştir.

Buradaki çözüm ne peki?



Çözüm elbette, iç piyasadaki doları daha da arttırmak. 

Peki arttırmak için ne lazım? Üretmek lazım. Sen üreteceksin ve dışarıya satarak ülkeye dolar sokacaksın. Ülkedeki dolar miktarı arttıkça TL değer kazanacak; ve ülke olarak dışarıya bağımlı olduğun ürünler daha ucuz gelecek. Ve 3000 TL maaşla daha fazla şey alabilmek mümkün olacak.

Dünyada karşılıksız para basabilen tek ülke Amerika Birleşik Devletleri. 2008'deki krizden sonra parada genişleme politikasına giderek, çok fazla para basıp borç ödemişti.



Sonuç ne oldu? Ülkeye dolar girmesiyle beraber 1 dolar = 1.2 TL' ye kadar düştü bundan bir kaç sene önce. Piyasada çok fazla dolar vardı. 

Aşırı olarak bastığı bu dolar yüzünden ABD, eskiden 100 dolara 1000 ton buğday alırken aynı 100 dolara 250 ton buğday almaya başlamış; eskiden 2000 dolara Türkiye'de güzel bir tatil yaparken, aynı tatil için 5000 dolar ödemek zorunda kalmaya başlamıştı.

Ardından yatırımcılar, ellerindeki dolarlarla "gelişmekte olan ülkelere" yöneldiler.



Yatırımcılar kendi ülkelerinde değersizleşen dolarla bir halt olmayınca, ellerindeki yüklü paralarla Türkiye gibi ülkelere gittiler. Buralarda yatırım veya finansal olarak bu sıcak parayı verdiler.

Amerika kendi ekonomisini düzeltmeye başladıkça ise, artık bu dışarıdaki doları kendi ülkesinde geri çekmeye başladı.

FED'in faiz arttırımı da bunun bir sebebidir. Yani ABD, cebinde parası olan yatırımcılara bir nevi "gelin ben size daha yüksek faiz veriyorum", dedi.

Yani karşılıksız para basarak kendi ekonomisini düzelten ABD, yine dünyanın tanıdığı tek para olan doların değerini yükseltmiş oldu.

Yani kısacası işin özü, ülkelerin ekonomilerini daha ihracat odaklı kurabilmelerinde.



Tabii ihracatı yapılan ürünlerin katma değeri de olması gerekiyor. 

İhracat sağlayacak kalemlerde ülkenin elini güçlendirecek atılımlar, ya da örneğin çok büyük bir ithalat kaleminden bizi kurtaracak, yenilenebilir enerji yatırımları gerek. Diğer türlü, işimiz zor.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.