banner46

Erdoğan, Bu Cümle Yüzünden "Tehlikeli"!


Fikri AKYÜZ

Fikri AKYÜZ

30 Haziran 2017, 00:35

Hani denir ya, “önemli olan dış güzelliği değil, iç güzelliğidir” diye..

Bunu siyasete özgülersek şöyle diyebiliriz: “Önemli olan iç politika değil, dış politikadır”.

Hadi bunu bir de Kemalizm’e hamledelim. (Aman dikkat: Bağlayalım anlamında “Kemalizm’e hamledelim” dedim, “Kemalizm’e hamdedelim” değil!)

Derler ya hani, “Atatürk benim içimde yaşıyor” diye.. 

Ben şimdi çıkıp “Atatürk benim dışımda yaşıyor” desem birileri hemen kızacaktır. 

Oysa bilmezler ki “benim içim dışım birdir”!

Evet, dış politika niye önemlidir? 

Önemlidir, çünkü “harici bedhahlar”, her daim iç mihraklara tesir eder.

O kadar tesir eder ki lisanımızı bile değiştirtmek isterler. 

Misal, kötü niyetli anlamındaki bedhah ile, kötü talihli anlamındaki bedbaht’ı birbirine karıştıran bir neslin inşasını öncelerler.

Ya da şeriat ile, durum anlamındaki şerait de birbirine karıştırılır.

Çok şükür ki “Bütün tersaneler zapt edilebilir” cümlesindeki tersane ile dershane karıştırılmaz.

Evet dış politika sadece dış politika değildir. 

Örneğin, Dışişleri Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı iç içe geçmiş iki bakanlıktır.

Diyelim ki Dışişleri Bakanlığı Kuzey Irak’tan gaz almak üzere anlaşma yaptı, bu anlaşmaya herhalde İran ve Rusya, ahilik ya da lonca kültürüyle hareket edip “Hayırlı olsun komşu” demeyecektir.

Daha da eski tarihlere gidelim: 1917’de Rus devrimi olmasaydı, Ruslarla Ankara hükümeti herhalde anlaşma yapamazdı. 

Yakınlaşma ve anlaşma olduğu için Sovyet sınırındaki sıcak çatışmalar sona erdi. 

Sona erdiği için Kazım Karabekir asker, teçhizat ve mühimmatın önemli bir kısmını Batı cephesine yönlendirdi. 

Yani milli mücadelede Lenin faktörü DE önemlidir. ( Lütfen “de” takısını görmezden gelmeyelim.)

Şimdi gelelim dış politikada özellikle son günlerde gündeme oturan Birleşmiş Milletler “sorunsal”ına… 

İlk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, başbakanlığı döneminde cesaretle ortaya atılan “daimi üye vetosu” meselesinin içinde hem vicdan eksikliği hem akıl noksanlığı unsuru bulunuyor.

Önce kısa bir girizgah yapayım: 1. Dünya Savaşı'nın önde gelen galibi kimdir? İngiltere… 

Mağluplardan biri kimdir? Almanya…

(Şu “Almanya yenildiği için biz de yenildik” cümlesindeki garabeti tekrarlamak istemiyorum. Lise tarih kitapları yıllarca bizi geri zekalı yerine koydu. Bunu sorgulayanların ise aklını başından aldılar. Aklını başından alamayanlar bu kez köklü çözüm getirdi; direkt kellesini aldılar.)

Gelelim 2. Dünya Savaşı'na… Bu savaş da Almanya’nın yenilgisiyle sona erdi. 

İşte savaşın galipleri olan ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin 1945’te oturdular, BM’yi oluşturdular. 

15 üyeli Güvenlik Konseyi’nin üyesi de olan bu 5 devlet dedi ki:

“Ey, 5’imizin dışındaki devletler… Bir metne 14 üye de olumlu oy verse bu 5 üyeden biri veto ederse o karar çıkamaz. Çünkü biz galip devletleriz. Bazen birimiz dördümüzden büyüktür; beşimiz ise her halükarda hepinizden büyüktür. ”.

Buna karşılık Almanya ne yaptı? Avrupa’da petrol yok. 

Ortadoğu’nun petrolleri de İngiliz ve Fransız himayesinde… 

E, bu ülkeler kalkınmak zorunda… 

Bunun için başat hammaddelerden neler lazım? Enerji için kömür, inşaat ve otomotiv için ise çelik lazım…

İşte AB’nin ilk nüvesi de Almanya öncülüğünde 1951’de kuruldu. 

Yani Almanya, AB’nin kurucu aktörü…

İngiltere ve Fransa ise BM’nin… 

Kaldı ki İngiltere bile ancak 1973’te tam üye olabildi. 

43 yıl sonra yani geçen yıl ise, halkın çoğunluğunun talebi ile üyelikten ayrıldı.

Bugün BM’nin veto hakkına sahip olmayan Almanya, Avrupa’nın en güçlü ülkesi ama veto hakkı yok.

Kaldı ki Almanya iki dünya savaşında da yenilmesine rağmen bugün Avrupa’nın en büyüğüdür. 

İşte Avrupa’nın en büyük ülkesi olan Almanya, bugünlerde Cumhurbaşkanlığı makamına, daha doğrusu makam üzerinden Recep Tayyip Erdoğan’a, Erdoğan üzerinden ise Türkiye Cumhuriyeti'ne “büyüklük taslıyor”.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da gurbetçilerle yapacağı toplantıya izin vermeyeceklerini resmi ağızdan beyan ettiler.

Aynı Almanya, FETÖ denilen ihanet şebekesinin peşine takılıp, Cumhuriyet Gazetesi'nde MİT tırlarına dair özel bilgileri “faş” eden Can Dündar’a resmi törenle liyakat töreni vermekte bir beis görmedi.

Neymiş? Gazeteci imiş.. Bence de Can Dündar bir gazetecidir. Ama devlet sırrını ifşa ettiği için soruşturulan, kovuşturulan bir gazetecidir. 

(Bu manada, “Can Dündar, gazeteci değildir” söyleminde bulunan, iktidara yakın yazarlar da yanlış cümle kurmuş oluyor; “Can Dündar, gazeteci olduğu için yargılanıyor” diyen müzmin muarızlar da yanlış cümle kurmuş oluyor.) 

Evet, “iç politika ile dış politika iç içedir” derken, kastettiğim tam da budur, zaten gelmek istediğim yer de budur.

Neticede, iç politikada da diplomaside de edep önemlidir.

Almanya’nın yaptığı bir nevi “el kol hareketi” yapmaktır.

Kaldı ki ortada “hentbol” oyunu yoktur; görülen o ki ortada resmen ve alenen bir “ayak oyunu” vardır! 

FİKRİ AKYÜZ

fikriakyuz99@gmail.com

banner47
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sedat Baş - 2 ay önce
Sayenizde kelime hazinemizi bir nebze olsun tazeledik.
Avatar
Nurettin çakar - 2 ay önce
Çumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı veya
Yapacağı ıcrahatları sürekli ekranlarda dile getirmeden yapsaydı şuan membiç bu halde olmazdı bir gecede girecekti Türk ordusu oldu bittiyle orada kalacaktı bu yapacağı bütün işler için gecerli az ve öz konuşup çok iş yapmak gerek
Avatar
Nedret Demir - 2 ay önce
İyi şeyler yazıyorsunuz.Keşke daha çok kişi okuyabilse yazdıklarınızı.Erdoğan lider gibi lider olunca seveni kadar sevmeyenide çok.Sosyal medyadada görünseniz iyi olur.