Hüseyin Gülerce’nin Bilinmeyen Bir Yazısı


Fikri AKYÜZ

Fikri AKYÜZ

03 Ağustos 2017, 00:21

Gündemdeki isimlerden biri de Hüseyin Gülerce..

Gülerce ile bir kez karşılaştım. 2009’da Abant Platformu’nda karşılaşmıştım. Rasim Ozan Kütahyalı ile gitmiştik. Gülerce ile o günkü diyaloğumuz “Merhaba-merhaba” düzeyinde idi.

( “Demek sen de Abant’ta gittin ha..” diyenler olacaktır. İlave edeyim: 2006’da o gün Cemaat diye bilinen yapı aracılığıyla Pakistan’daki,  2010’da da Bosna Hersek’teki okulları ziyarete de gitmiştim.)

Gülerce ile bir kez de 2011’in ortalarında bir telefon konuşmam olmuştu.

Aramamın nedeni, o günlerde köşem olmadığı için Radikal’de yazabilmek, bunun için de gazetenin genel yayın yönetmeni Eyüp Can’ı aramasını rica etmekti. Çünkü Eyüp Can’ı tanımıyordum. Ki, Radikal, o dönemde o kadar da “radikal” değildi.

Gülerce’ye dedim ki: “Hüseyin Bey, bir zamanlar sizin Cemaat’te yer alan Eyüp Can’ı tanımıyorum. Belki nazınız geçer. Sizden başka da Cemaat’ten etkili, yetkili tek bir kişiyi bile tanımıyorum.”

Gülerce’nin cevabı, o gün şaşkınlıkla karşılamadığım ama bugün şaşkınlık ötesi bir durum olarak gördüğüm bir cevaptı. Cevabı şu oldu:

Fikri kardeşim, Eyüp’le artık samimi değiliz. O başka diyarların insanı oldu. Hocaefendimizi de ‘hizmet”i de bıraktı”.

(‘hizmet’ kelimesini bilerek küçük harfle yazdım. Meğer ‘Hizmet’, onların jargonunda büyük harfle başlayan hususi ve mistik bir sözcükmüş. O gün öğrenmiş oldum.)

Evet, sonradan görmüş olduk ki Eyüp Can meğer “Hizmet”i bırakmamış. Ve sonradan gördük ki bırakan Gülerce oldu.

Elbette Gülerce, bugün doğru bir yerde duruyor. Ama önemli olan, çömlek patlamadan, testi kırılmadan, “zor zamanlarda konuşmak” değil midir?

Neyse.. Konumuza gelelim. Buraya kadar yazdıklarımdan ve bundan sonra yazacaklarımdan köşe komşum Cem Küçük de muhtemelen rahatsız olacaktır.

Ama Cem, beni iyi tanır. Gülerce’ye karşı itirazlarımı içeren bu yazım zannımca Cem için de “ek bir bilgi” olacaktır.

Amacım, Gülerce’nin şahsı değil, neticede insanlar yanlışı görüp fikirlerini değiştirebilir.

Benim amacım Gülerce’nin şahsında, “dokunulmaz olduğu zannına kapılan bir tehlikeli yapının fay hatlarını ifşadan ibarettir.

Bu arada, eklemem lazım: Gülerce’ye negatif bakış ihtiva eden yazılardan birini de, Fetö denilen terör şebekesinden 20 yıl önce kopmuş olan Nurettin Veren,Akit’te bugünlerde yazmaya devam ediyor.

Gelelim meseleye:

Önce şu kronolojiyi takip edelim: Fetö ne zaman Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a diş biledi? Haziran 2011 yılında..

Niye? Çünkü Erdoğan’a bilmem kaç kişilik milletvekili listesi dayattıkları ama olumsuz cevap aldıkları için.

Peşinden 7 Şubat 2012’de Fetö atağa geçti.

Peşinden Erdoğan atağa geçti ve finans ayağını kırmak için dershaneleri kapatma kararı aldı.

Buna, Fetö 17-25 Aralık’la karşılık verdi.

Erdoğan, meselenin içyüzünü iyice anladı ve tasfiyeye başladı.

Fetö de bu kez kamikaze nişanı aldı ve 15 Temmuz işgal girişiminde bulundu.

Demek oluyor ki Erdoğan bunlara 2011’de “yüz verseydi”, daha doğrusu, talep edilen  “yüz milletvekilliği verseydi” bunlar olmayabilecekti.

Yani “Erdoğan, 17-25 Aralık’ta kendisi hedefe konulduğu için harekete geçti” diyenler, şu kronolojiyi bir kez daha okusun.

Konuyu dağıtmadan mevzuya gelelim:

İşte Gülerce, bu 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizinden tam 40 gün önce, yani 28 Aralık 2011 ile 30 Aralık 2011 tarihlerinde peş peşe iki yazı yazdı.

Aşağıya bir kısmını aktaracağım bu yazının özelliği şu:

O güne kadar hem iktidar medyasında hem Fethullahçı grupta tek bir kişi bile “MİT’e OPERASYON YAPILMALIDIR” diye bir yazı YAZMAMIŞTI.

28 Aralık 2011 tarihli yazısı:

 "Evet, şimdi çağrımız var: 1. Sivas ve Maraş katliamlarına TBMM el atmalıdır. 2. Başbakanlık'a bağlı MİT'le ilgili bir soruşturma başlatılmalıdır"
Bu da 30 Aralık 2011 tarihli yazısı:

“MİT hakkında derhal soruşturma başlatılmalı değil mi? Vesayetin askeriyede, medyada, üniversitede, siyasette ayağı var da, MİT'te yok mu? Bu soruşturulmayacak mı?”

Evet, tekrar ediyorum: “MİT’e operasyon yapılmalıdır” diye yazan ilk kişi Gülerce’dir. Zaten 40 gün sonra da operasyon yapılacaktır.

Şimdi belki de birileri “Ey Fikri Akyüz, sanki sen 7 Şubat’taki operasyonu eleştirdin de şimdi konuşuyorsun” diyecektir.

Aşağıya aktaracağım yazıyı operasyondan 2 gün sonra yani 9 Şubat 2012’deki köşemde yazdım.

Aynen aktarıyorum. Bunu lütfen, kendimi savunma yazısı gibi addetmeyiniz.

Bu aktarımı, muhtemel bir karakter suikastına karşı alınmış bir siper yazısı olarak telakki ediniz.

(Bu arada, 2012 Şubat itibariyle bu yapının savcılarına ve medyasına karşı yazdığım bu yazı üzerine bu örgütün medyası tarafından aforoz edildim. Kanaltürk’ten de kovuldum.)


(MİT krizinden 2 gün sonraki) 9 Şubat 2012 tarihli yazım:

“…Bir iki gündür MİT meselesi hakkında yazılanları okuyorum, söylenenleri dinliyorum.

Evet, MİT’in mevcut başkanı ve yardımcısı ile selefi olan başkanın “şüpheli” olarak, üstelik “KCK” şüphelisi olarak, üstelik Başsavcılığa haber vermeden, üstelik telefonla, üstelik telefon açıldığı haberi twittera sızdırılarak ve üstelik MİT Kanununda Başbakan’dan izin talebinde bulunması zaruretinin mevcudiyetine rağmen..

Cümle uzun oldu, değil mi? O halde biraz kısaltayım:

Bu operasyon, Başbakan Erdoğan’ı yeme operasyonudur
..

Bu memlekette binlerce şehit verilmişken, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vaka-i adiye haline gelmişken, Başbakan kalkıyor Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve MİT Müsteşar Yardımcısını Oslo’ya gönderiyor.

Erdoğan demek istiyor ki: “Gidin, PKK’nın düşüncelerinin detaylı açılımını konuşarak görmeye çalışın. Görün ki ve görelim ki, bu kanın akmaması için devletimizin yapabileceklerinin azami ve makul çizgisinin ne olduğunu daha iyi tahlil ve tespit edelim.”
 
Belki de bu iyi niyet çabası PKK tarafından sabote edilecek. Ama ortada kanın durması için atılmış rizikolu ama bir o kadar da hüsnü niyetli girişim var.
 
Neticede açık söylüyorum, bu soruşturma, “iktidarda kim olsun” değil, “iktidar kimlerin olsun” arzusunun şekil bulduğu bir operasyondur.

Evet, mesele Ak Parti ile Cemaat arasında ciddi bir ayrışmanın geri dönülemez bir noktaya geldiğini gösteren ciddi bir turnusol kağıdı vazifesi görmüştür.

Üç gündür özellikle Zaman ve Bugün gazetelerinin manşetlerine, bu operasyonu nasıl gördüklerine bakıyorum.
 
Başbakanı neredeyse KCK’lıların hamisi olarak lanse etmek yakışıklı bir tavır mıdır?

“Cemaat”e yakın organların yayın politikası daha ölçülü olsaydı, elbette kalkıp bir savcının ifadeye çağırmasını sadece “hukuki zeminde” eleştirirdim.
Ama bu tür yayınların kamuoyunda nasıl algılandığına dair biraz daha hassasiyet gösterilmesi icap etmez mi?
 
O zaman birilerinin içine kurt düşmez mi? Kurtlar puslu havayı sevmez mi?

Aynı “hassasiyetsizlik” özel yetkili savcıların durumunda da göze çarpmıyor mu?

TV’de pek çok kez, bombacı ile kitap yazanın aynı kefeye koyulmasına, özellikle İlker Başbuğ’un tutuksuz yargılanması mümkün iken tutuklanması gibi örneklere şiddetle eleştiri getiren biri olarak vicdanen müsterihim.

Yani bu düşüncelerim MİT’çilerin ifadeye çağrılmasından sonra teşekkül etmiş değil..

Beş yıl önce Ergenekon operasyonları başladığında “Bazı yerleri çatlamış olan bu  binayı restore etmek lazım” diyorduk.

2012 yılı itibariyle yapılan ise, harap binanın içinde birileri var mı yok mu demeden paldır küldür yıkıma girişmek!

Olan maalesef budur. Algı da budur. Ne yazık ki olgu da budur.

Muhakkak ki bu memlekete, bir tane başbakan lazımdır.

Bir başbakanın, bir iki üç dört yardımcısı olabilir ama iki başbakanlı sistem yeryüzünde görülmüş değildir.

Evet, 9 Şubat 2012’deki yazım buydu.

5 yıl önce yazdığım bu yazı, 2015’te, 2016’da, 2017’de “dönen” bazı yazarların son 2-3 yılda yazdıklarına ne kadar benziyor değil mi?!!
 
FİKRİ AKYÜZ
fikriakyuz99@gmail.com
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Emre. - 3 ay önce
Çıkarımım..Öngörülüsünüz ve analitik,kıvrak bir zekaya sahipsiniz.Hüseyin Gülerce dönüş yapmışsa ve 17-24 milad ise öncesinin bir önemi yok maddi olarak.Ha,içine sindiremeyenler olabilir bu durumu.Gülerce akıllı biri ama...
Avatar
Aynzilha Aydın. - 3 ay önce
Fikir,görüş değişikliğinde de korunması gereken bir karakter olmalı.Karakter varsa tabii.Daha fazla kişiye ulaşmanız için mutlaka sosyal medyada bulunmalısınız, tabii sinirleriniz de sağlam olmalı orası ayrı konu.
Avatar
Ali Fuat - 3 ay önce
Kronolojiyi anlatırken Fetö demeniz yanlış, o zaman cemaat deniyordu.Sonra paralel dendi ve en son da Fetö.Bu kronolojiye göre
Hüseyin Gülerce Fetöcüydü.17-24 ten sonra Fetö den ayrıldı olur.Insanlara ne kadar kolay Fetöcü diyorsunuz.Ahiretin olduğunu unutuyorsunuz.Yazık.