İç Politikada Dış, Dış Politikada İç Etkilerden Sakınmalıyız


Cemil BARLAS

Cemil BARLAS

09 Ağustos 2017, 09:10

Türkiye çok tarihi günler yaşıyor. Özellikle 16 Nisan referandumundan sonra hem iç politikada hem dış politikada köklü bir değişim başladı. Türkiye Cumhuriyeti devleti yeniden kuruluyor. İsterseniz çatlayın, patlayın, çarpıtın, linç edin ama gerçek durum budur. İç ve dış vesayet odaklarının kontrolündeki devlet milletin emrine geçiyor. 

Yıllar ve iktidarlar boyunca devlete sızan ajanlar tek tek temizleniyor. Devlet hiyerarşisi ve yönetim şekli yeniden yapılanıyor. Siyasetin çalışma şekli tümüyle değişiyor. Tam manasıyla hakimiyet kayıtsız şartsız millete geçiyor. Artık devletin en tepesinde sandık var ve meşruiyetin tek kaynağı o sandık.

Artık Amerika'nın, Almanya'nın, İngiltere'nin, bizim siyasetçilerimiz hakkında ne düşündüklerinin önemi yok. Beğenmedikleri ve sözlerini dinlemeyen siyasetçileri değiştirme şansları kalmadı. 

Eğer Türkiye ile bir ilişkide bulunmak istiyorlarsa eşek gibi masaya oturmak zorundalar. Devlet kurumlarıyla olan kısa devre bağlantılarılarıyla iş kotarmaları mümkün değil. Bunun sancılarını yaşıyorlar ve görüyoruz.

İç politikadaki bağımsızlık, dış politikadaki akılcılığı mümkün kılıyor. Dış güçlerin iç siyasete etkisi azaldığı için artık toplumumuzu da kendi çıkarlarına göre dolduramıyorlar. Kendi düşmanlarını sanki bizim düşmanımız gibi bize yediremiyorlar. Bu çok yeni bir durum. Bugüne kadar yedirmeyi başardılar. 

Örnek lazımsa Rusya, İsrail ve Suriye krizlerini sayabiliriz. Bir takım provokatif olaylarla Türkiye'nin dış politikası esaret altına alındı. Bunların sonucunda Türkiye yüzlerce milyar Dolar zarar gördü, onlarca terör eylemi ile karşılaştı. Türkiye'nin güneyinde bir terör devleti kurulma noktasına gelindi.

Türkiye bütün bu yaşadığı acı tecrübelerin sonucunda dış politikasını ideolojik olmak yolundan çıkarttı. Ama bunu tam manasıyla sağlamış olduğunu söyleyemeyiz.  Hâlâ daha bazı çıkar gruplarının ütopik ve hamasi refleksleri duruyor. Fırsatını bulduklarında hemen eylem yapıp devletten diyet talep edebiliyorlar.

Tabii sadece çıkar grupları değil, bir de normal vatandaşlar var. Yıllar süresince medyadan takip ettikleri kadarıyla bazı ülkelere ve liderlerine negatif veya pozitif hisler geliştirebiliyorlar.  Ancak bu hislerin reel politikada çok fazla önemi yok. 

Çünkü dış politikada bir çok şey gizli. Devletler arasında birden çok konu oluyor ve bu konular hızla değişebiliyor. Hâl böyle olunca toplumda oluşmuş algılar uluslararası pazarlık masalarında bir yük oluyor. 

Suriye örneği üzerinden gidebiliriz. Suriye'nin başında bir diktatör var. Altı yıldır iç savaş yaşanıyor. 100 binlerce insan öldü milyonlarca insan sakat kaldı. Türkiye bütün bunlar olmasın diye samimi olarak elinden geleni yaptı. Ama bu çabaları gösterirken bir çok yanlış da yaptı. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun altı ayda Esat gider sözlerine hepimiz inandık. Ortada yanlış bir analiz vardı. Zaten o yüzden Davutoğlu'nun yerinde yerler esiyor ama Esat orada duruyor.

O dönem Türkiye, Esat savaşmasın, insan öldürmesin diye elinden geleni yaptı. Ama orada çıkan savaşın asıl sorumlusu Esat değildi. O da bir takım CIA operasyonlarının tuzağına düşmüştü. İşin özünde Amerika Birleşik Devletleri, hayal ettiği uydu Kürt devletini kurmak için Suriye'de iç savaş çıkartmıştı. Biz de Esat'la kanlı bıçaklı olarak onların ekmeklerine yağ sürdük. 

İsmini bile değiştirdik. Gayet net hatırlıyorum o dönem "Esat"ı  "Eset" yapan FETÖ medyasıydı. ABD'deki patronlarının isteği doğrultusunda Esat'ı düşmanlaştırmak için onlar da elinden geleni yaptı. 

Geldiğimiz noktada şunu anladık; Tamam Esat katil. Diktatör de. Beceriksiz de. Yani kızmaya her türlü hakkımız var.  Ama ondan çok daha fazla cana kıymış katiller ortada geziyor. Bu katiller Irak'ta Afganistan'da Libya'da milyonlarca insanı öldürdüler. Siz kimlerden bahsettiğimi anladınız. Bu katillerle de işin özünde aramız iyi değil ama uluslararası ilişkilerimizi devam ettiriyoruz. 

Lafı dolandırmadan söyleyeyim. Türkiye'nin Suriye'deki rejimle ilişkilerinin normalleşmesi veya kabul edilebilir bir seviyeye çekilmesi Türkiye'nin çıkarlarınadır. Bence şu an bunun önündeki en büyük engel oluşmuş kamuoyudur. 

Bu gerçekleşirse bütün oyunlar bozulur, ne PYD kalır ne terör koridoru. En büyük düşmanımıza silah yardımı yapan Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkide olup Suriye'de Esat'ı yok saymak mantıklı değildir. 

Medyaya çok iş düşüyor. Medya diye bir şey varsa tabi...
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hasan - 5 ay önce
helal olsun