İngilizlere Göre FETÖ'nün 15 Temmuz'daki Rolü?


Cem KÜÇÜK

Cem KÜÇÜK

01 Temmuz 2017, 08:48

Geçen yazıda İngiliz Dış İlişkiler Raporu'nun 15 Temmuz darbe girişimini nasıl gördüğünü tartışmıştık. Bu yazıda İngiliz parlamenterlerin gözüyle FETÖ'yü yazacağız. Dış İlişkiler Komitesi sadece bizim tarafla görüşmediler. Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Dışişleri Bakanımızla olan temaslarından sonra Avrupa'daki FETÖ'cülerle de görüştüler. Haliyle onlar kendilerinin terörist olarak anılmasından rahatsızlar. 

Türk tarihinin gördüğü en aşağılık terör örgütlerinden biri olan FETÖ'yü biz anladık ama dışarının da bunu anlamasını sağlamamız lazım. Raporun 85. maddesinde şu bilgi var: Türk devleti 2015 Nisan'ında ilk kez Gülenistleri terörist ilan etti. Türkiye'nin İçişleri Bakanlığı Fethullah Gülen'i 28 Ekim 2015'te en çok arananlar listesinde birinci sıraya koydu ve Mayıs 2016'da, yani darbe girişiminden altı hafta önce Milli Güvenlik Kurulu bu örgütü Fethullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) olarak isimlendirdi. 

Dış İlişkiler Komitesi'nin belirttiğine göre FETÖ'cüler Türk yasalarına göre kendileri terörist olarak tanımlanamazmış. Buna ancak Birleşmiş Milletler karar verebilirmiş. Benzer bir görüş Avrupa Birliği İnsan Hakları Komiserliği Konseyi'nden gelmiş. Konseye göre darbe girişiminden önce FETÖ'nün şiddete başvurduğuna dair delil olmadığı için terör örgütü demenin geçerliği yokmuş. 

Rapor bunların hepsini tarafsız olma adına yazıyor ve 87. maddede FETÖ'yü zorlayacak bazı ifadeleri kullanıyor. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın yaveri Yarbay Levent Türkkan'ı gözaltına alındıktan sonraki ifadeleri çok önemli. Türkkan bir FETÖ'cü olduğunu ve darbe girişiminin FETÖ tarafından planlandığını ve uygulandığını itiraf ediyor. Tabii rapor Türkkan'ın ifadesi alınırken yaralandığını da yazıyor ve işkence imasında bulunuyor. Komite burada Gareth Jenkins'in görüşüne başvurmuş. Jenkins'e göre raporun yazıldığı ana kadar darbenin nasıl yapıldığı ya da planlandığına dair ikna edici bir delil ya da ifade yok. Deliller ortaya çıktıkça Türk devleri bunu kamuoyuyla paylaşacaktır diye de ekliyor. 

FETÖ'cüleri zorlayacak bir diğer durum darbeci Tuğgeneral Hakan Evrim'in Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'a, "Sizi kanaat önderimizle görüştürelim" demesi. Hulusi Akar bunu reddediyor. Bu darbeye Fethullah Gülen'in doğrudan dahil olduğunun kanıtı. Londra Üniversitesi'nden Bill Park bu durumu şaibeli bulmuş ve inandırıcılıktan uzak olarak yorumlamış. Park'a göre Hakan Evrim'in  böyle demesi akla aykırı. Ona göre FETÖ'cüler hem gizli yolla devlete sızacaklar hem de kalkıp, "Bakın bizler Gülenistleriz. Bu adamı arayabiliriz" diyecekler. Bill Park böyle bir telefon görüşmesinin asla yapılmadığını söylüyor. Hem gizlenen hem de derinden devlete nüfuz edenlerin böyle aptalca bir şey yapamayacağını iddia ediyor. 

Gelelim FETÖ'cülerin dünya çapında eğitim ve diğer alanlarda nasıl olduklarına. Raporun 89. maddesinde FETÖ'cülerin ağzından bazı ilginç bilgiler veriliyor. FETÖ'cülerin kendileriyle ilgili Komiteye verdikleri bilgiler şöyle: 160 ülkede 2.000 civarında okulları var. ABD'de 100 ila 120 arasında değişen okullar mevcut. Türkiye'de 800 adet ve bunlar ülkenin en iyileri. 

Rapora bu bilgiler verilmiş ama bize göre bu okullar devlete sızmak için sadece birer stratejinin parçaları. İngiltere'nin AB'den sorumlu Bakanı Alan Duncan darbe girişiminden sonra  FETÖ ile iltisaklı 15 üniversite ve 1.000'e yakın okulun kapandığını belirtmiş. FETÖ'cülerin verdiği bilgilere göre 13 televizyon ve Zaman dahil medya kurumları kapatıldı. En kritik bilgilerden biri FETÖ'nün okul, hastane, üniversite ve yardım kurumlarıyla toplam değeri 15 milyar Dolar. 

Tipik bir yöntem olarak FETÖ'de bu rapora da yalan bilgiler vermiş ve aslında bazı şeyleri de itiraf etmişler. Mesela Türk devletinin ByLock kullananları ve Bank Asya'ya para yatıranları terörist olarak nitelendirdiğini ve bunun yanlış olduğunu belirtmişler. 

Bizim devletimiz İngilizlere anlattı mı anlatmadı mı bilmiyorum ama ByLock malum en net FETÖ delili. ByLock'u indirmek ve kullanmanız için FETÖ'cü olmanız gerekiyor. Komite'ye ByLock'un ne olduğu detaylı anlatılsa 15 Temmuz'un bir FETÖ işi olduğu konusunda daha kolay ikna olabilirler. Örneklerle gidilip ByLock konusunda iki üç sayfalık rapor işimizi kolaylaştırabilirdi. 

Aslında FETÖ'üleri 15 Temmuz'la ilgili en zora sokacak konu Adil Öksüz. Fethullah Gülen'in dizinin dibinde olan ve 16 Temmuz sabahı Akıncılar Üssü'ne yakın bir tarlada yakalanan Adil Öksüz rapora girseydi FETÖ'cülerin bütün kozları elinden alınır ve İngilizler darbe konusunda daha net olabilirlerdi. Böylece FETÖ'cülerin eli kanlı teröristler olduğunu anlatmamız zor olmayacaktı. Nedense Fethullah Gülen, Adil Öksüz bizden değildir demedi. Onu reddetmedi. Dizinin dibindeki görüntüleri izah edemedi. Alttaki FETÖ'cülerin en çok canını sıkan da bu durum. 

Adil Öksüz'ün FETÖ yapılanmasında "mahrem imam" olduğu net bilinen bir şey. Hava Kuvvetleri İmamı Öksüz'le ilgili materyaller mutlaka Batı'ya anlatılmalı. En azından bundan sonraki raporlarda yer almalı. 

Bir sonraki yazıda Dış İlişkiler Komitesi'nin FETÖ'nün darbedeki rolüne ilişkin son değerlendirmelerini ve FETÖ için kullandıkları "devlet içinde devlet" tanımının ne anlama geldiğini değerlendireceğiz.   

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
C. Ali. Yürekli - 4 ay önce
SIKINTININ KAYNAĞI

Allah, üç kitaptan söz eder: Evren kitabı, insan kitabı ve Kuran kitabı.
Bu kitaplar ve bu kitaplara konu edilenler birbirinden ayrı ve farklı değildir. Ayrı şeyler, farklı kavramlar ve ayrı meseleler olarak düşünülemez. Bu kitapların tamamının ve daha bildiğimiz bilmediğimiz her şeyin yaratıcısı ise Allah'tır.
Levh-i Mahfuz, Allah katında yazılı bir kitap veya kütüphane adı değildir. Her şeyin Allah tarafından eksiksiz bilindiğinin ifadesidir, diye düşünüyorum.
İmamı Azam "Kuran, manadan ibarettir" der. Ve Kuran'da sadece Arapça değil İbranice, Aramice, Süryanice gibi başka dillere ait sözcükler de kullanılır. Böyle olması da Allah'ın ayetlerindendir; beyyinelerinden, kanıtlarından, tanıklarından, belgelerinden biridir. Keza Arapça bilmek, bir bilimdir; Kuran da bir bilimdir. Kuran'da asıl olan ise Kuran'ın, surenin ve ayetin ne demek istediğidir, ne anlatmaya çalıştığıdır. Şu halde Kuran'ın, genel olarak bir surenin, özel olarak da sure içindeki bir veya birkaç ayet grubunun ne anlatmak istediğine bakmamız gerekiyor.
Kuran'daki sözcüklere takılıp kalındığında bazı dostların çok sevdikleri kavram devreye girer ve "Kuran yorulur". Yani Kuran anlaşılmaz hale getirilir.

KURAN'IN İLK METİNLERİ NEDEN HAREKESİZ YAZILDI?

Burada hemen şu soruyu sormamız gerekiyor: Allah Elçisi, kendisine gönderilen sureleri, ayetleri yazarken, yazdırırken neden sadece harfler olarak yazdı? Sureleri niye harekelendirmedi?
Bunları bu soruları sormaz, üzerinde düşünmez ve nedenlerini, niçinlerini araştırmaz isek Kuran hakkında sağlıklı bilgi edinemeyiz.
Hepimiz biliyoruz ki, Kuran'da geçen her sözcük harekesiz iken en az otuz ayrı anlama geliyordu?
Düşündürücü değil mi?

"ALLAH HANGİ DİLDE KONUŞUR?

Bazı insanlar var ki; Elçi, Tanrı gibi kelimelere takılıp kalıyorlar. Oysa elçi kelimesi, resul kelimesinin karşılığı ve Türkçe bir kelime. Tanrı da Allah kelimesinin Türkçesi.
Allah, sonsuz Rahmeti gereği her millete kendi dillerinde Elçiler ve kitaplar göndermiştir. Bunun anlamı da; Arapça bilmeyenler de meallerini okuyarak Kuran öğrenme ve anlama Hakkı'na en az Araplar kadar sahiptirler demektir.
Hatırlayacak olursak:
İstanbul'un Fethi sırasında, Kilisede Papazlar "MELEKLER erkek mi dişi mi?" diye yıllardır süren tartışmalalarına aralıksız devam ediyorlardı!
Ama Fatih Sultan Mehmet Han gelip İstanbul'u fethetti.
Bazı Kuran kavramlarının peşine takılıp kalmak ve Kuran'ın her kelimesini mutlaka Arapça olarak söyleyelim demek doğru değildir. Kaldı ki Kuran'da yalnız Arapça değil İbranice, Aramice ve Süryanice gibi Kuran geldiği çağda Arapların konuştukları ve bildikleri her dilden kelimeleri Yüce Allah Kuran'da kullanmıştır. Bir başka ifadeyle Kuran saf Arapça kelimelerden oluşmuyor.
Çünkü bütün milletleri olduğu gibi tüm DİLLERİ yaratan da Allah'tır.
Keza Allah nezdinde bütün diller aynıdır. Allah ne Arapça konuşur ne de Türkçe.
Ama Allah, her konuşanın ne dediğini duyar, bilir ve anlar.
ARAPÇA DAHİL HİÇ BİR DİL KUTSAL DEĞİLDİR. Allah katında bir dilin öteki dilden en ufak üstünlüğü ve bir farkı yoktur. Zira tüm dilleri,insanların tanışıp anlaşmaları için Bizzat Allah'ın Kendidi yaratmıştır.
Unutmayalım!
Elçi Çinli olsaydı Kuran da Çince gelecekti ya da Türk olsaydı Türkçe...
Kelimelere takılıp kalmak yerine Kuran ne diyor, anlamaya çalışmak daha iyi değil mi? Nitekim İmamı Azam " Kuran manadan ibarettir" demiştir. Asıl mamadır. Kuran'ın ne dediğidir
Bir hatırlatma: Elçi'nin tebliğ ettiği Kuran'ı kabul etmeyen müşrikler de "Tanrı" demiyorlar, "Allah" diyorlardı ama, çoğu iman etmediler. Elçin'in canına kastettiler.
"ister Allah diye yakarın ister Rahman diye yakarın fark etmez. Çünkü tüm güzel isimler Allah'ındır." (İsra/110)

Gerçeği söylemek gerekirse, Kuran'ı gerçekten "yormak", zaman üstü mesajlar taşıyan Tanrı kelamını bir kaç ritüele indirgemektir aslında.
Kimse kimseye ibadet et ya da etme demiyor da, diyemez de, deme hak ve yetkisi de yoktur. Herkes inandığı, kabul ettiği ve doğru bildiği gibi ibadet de eder, kılık kıyafetini de tanzim eder. Bunlara herkesin saygı duyması gerekir. Ancak dini yani Kuran'ı bir ibadet ve dua kitabı olarak algılamak ve takdim etmek ise, Kuran'ı yormanın da ötesinde "boğmak" ve nefes almak hale getirmektir.
Lütfen bir düşünelim! Kafamızı kuma gömmekten usanmadık mı?
14-15 asırdır Müslümanlar ibadet ve dua etmiyorlar mı? Ediyorlar. Peki Müslüman toplumların dünkü ve bugünkü hali pür melali nedir? Neden zerre miktarı da olsa, yapılan ibadetler ve edilen dualar, sosyal, dinsel, siyasal, kültürel, ahlaksal, askeri ve ekonomik alanlarda yararlı ve yararlı sonuçlara neden olmuyor?
VARLIK İÇİNDE YOKLUK ÇEKMEK KADER Mİ?
Allah, rahman ve rahimdir. Kullarına ikramı ve iyilikleri sınırsız olandır, aynı zamanda. Bu cümleden olarak petrol, doğalgaz, altın,gümüş, bakır, krom, kömür, demir ve benzeri pek çok servet kaynaklarını Allah Müslümanların yaşadıkları topraklarda fazlasıyla var etmiştir. Anadolu, Ortadoğu, Afrika, Kafkaslar ve Orta Asya toprakları bugün dünyanın enerji deposu ve aynı zamanda enerji merkezidir.
Gel gör ki, asırlardır bu topraklarda yaşayan insanlar; ekonomik olarak perişan ve açlar, sosyal, kültürel ve dinsel olarak paramparça ve kendi aralarında kin,nefret ve öfke ile dolu olarak kavga halindeler, siyasal sistem ve yönetim olarak tam bir keşmekeş ve hengame içindeler.Daha inandıklarını söyledikleri Kitab'ın bu meselelerdeki mesajlarını bile anlayabilmiş ve idrak edebilmiş değildir. Güç olarak yani askeri bakımdan yetersiz ve zayıflar. İstikrar yok. Erken kalkan darbe yapabiliyor. Dış müdahalelere ardına kadar açıklar. Kendi kararlarını kendileri veremiyorlar.
Peki bütün bu olumsuzluklar ve sıkıntılar, Müslümanların kaderi mi?
Yoksa Müslümanlar yeteri kadar dua etmedikleri ve namaz kılmadıkları için mi bu haldeler?!

ALLAH DİNDE SİZİN İÇİN HİÇ BİR ZORLUK YOKTUR" DERKEN, İNANANLARIN HAYATA ZORLAŞTIRMALARINI NASIL İZAH EDECEĞİZ?

"Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar, Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, Elçi sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde salatı ikame edin, Kuran ile bağlarınızı kesmeyin, vergiyi verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O!" (Hacc/78)
Allah'ın kelamı çok açık. Ayet açık olmasına açık da, mezhepler, Eşari, Buhari, Nizamülmülk, Gazali ve benzerlerinin yoğun gayretleriyle, Kral Muaviye'nin "Arap-Emevi cahiliye dininin üzerine 'İslam' etiketi yapıştırarak ve adına "ehli Sünnet" dediği akımın zamanla Kuran dininin yerini alması sonucunda, Müslümanlar terk-i dünya ederek bir lokma bir hırka felsefesinin etkisine girdiler ve hala da bunun etkisinin dışına çıkamıyorlar.
Allah Kuran'da 'haramları ve helalleri ben' belirlerim derken, Gazali "Deniz ticareti Müslümanlara haramdır. Çünkü çok karlı bir iştir. Bundan çok para kazanan Müslümanlar ahretlerini unuturlar ve dünyaya dalarlar" fetvasını verebilmiştir mesela. Fazla örnek vermeye sanırım gerek yok.
RUHBANLIK VE DİN ADAMLARI SINIFI NEREDEN ÇIKTI?
Allah ruhbanlığı, din adamları sınıfı oluşturmayı yasakladığı halde, kerametleri kendilerinden menkul bir yığın din adamları türemiş ve bunlar insanlara Kuran'ı değil, kültürleri, rivayetleri, Arap, Pers, Mısır, Yunan, Hint toplumlarının örf ve adetlerinin oluşan malumatların bohçasını 'din' olarak anlatmışlardır. Halen de büyük bir iştahla anlamayı sürdürmektedirler.
Din adamlığı; kandillerde ve ölenlerin ardından 7, 40, 52. günlerinde mevlitler okumak, ölülere ve şehitlere mezarlıklarda, kendileri işitmeseler de Kuran okumak mıdır?
Okunan Kuran'ın ne dediğini okuyan da ölü de bilmiyorlar üstelik!çYasin/70. ayette Allah, "Kuran'ı dirileri uyarmak için gönderdim" derken biz, sanki Allah'a kafa tutarak ısrarla ölülere okuyoruz.
"İnmemiştir hele Kuran şunu hakkıyla bilin Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için".
diye haykıran milli şairimiz rahmetli Mehmet Akif Ersoy'a kulak verenimiz var mı?
Din adamlığı; inananlar ya düşmanların vatanlarını işgal etmelerine karşı direnirlerken, ya mezhep kavgaları sırasında, ya ülkelerinde hiç eksik olmayan şiddet ve terör saldırılarında ya da rejim ile muhalifleri arasında sürgit devam eden çatışmalarda öldükleri zaman, onları Kuran okuyarak mezarlara gömmek midir yoksa Müslümanların bir hiç uğruna ölmelerinin önüne geçecek, onları güçlü ve muktedir milletler haline getirecek bilgilerle donatmak mıdır?
İnsanı yaratan Allah, insanı yaşatmak ister ve intihar etmeyi bile yasaklarken, kendilerine din adamı(!) etiketi yapıştıranların, bu konuda hiç bir gayret göstermemeleri, üstelik "dinden çıkanı öldürün", "namaz kılmayanı öldürün", ""zina edeni taşlayarak öldürün" türünden Kuran'da olmayan hükümleri savunmaları Allah'ın iradesine saygısızlık değil de nedir?

DİN "YASA, YAŞAM, DÜNYA" DEMEKTİR

Din sözcüğü Arapça kökenli olup yasa, yargı, dünya, yaşam, ilke, düzen, siyaset gibi anlamlara gelir. Yaygın olarak da Allah'ın insanlar arasından seçtiği elçiler aracılığıyla insanlara gönderdiği emirler, tavsiyeler, yasaklar, sakındırmalar, öğütler, uyarılar, vaadler, müjdeler gibi alt başlıklarda toplanabilecek bilumum mesajlarının ve buyruklarının gene adıdır.
Ancak din, yaşamdan ayrı, yaşamın dışında var olan bir ütopya değildir. Din canlıdır, yaşamla, insanla, toplumla iç içedir, etle tırnak gibidir.
İlk insanlardan başlayarak günümüze kadar gelen tüm insanların, toplumların ve örgütlü milletlerin, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütleri kabul ve beyan ettikleri, ortaya koydukları, yarattıkları insanlık yararına ve hayrına olan Milletlerarası İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi her türlü yasalar, ilkeler, kararlar, sözleşmeler ve taahhütnameler de sonuçta dinden bağımsız, müstakil fikirler ve yasalar değillerdir.
Geçmişte, günümüzde veya bundan sonra yapılmış veya yapılacak olan tüm iyi şeyler övgüye layıktır. Keza bir insanın çıkıp güzel ve yararlı bir fikir üreterek, bilimsel ve teknolojik buluş gerçekleştirerek insanların hizmetine sunması, yine bir milletin çıkıp insanların yaşamlarını kolaylaştıracak güzel yasalar hazırlayarak bunları yaşama geçirmesi ve yararlı olan bu yeniliklerden ve kazanımlardan tüm insanların yararlanmaları harika ve takdire şayan bir hizmettir.
Şimdi kalkıp da bunları din değildir, bunların dinle bir ilgisi yoktur gibi temelsiz gerekçelerle din gerçeğinden soyutlamak ne kadar doğru olur? Düşünmek gerekir.
Zira insanlar dünyaya gelir gelmez her şeyi bilmiyorlardı. Herkesin uyacakları yasaları ve yararlanacakları hazırda duran bilimsel, teknolojik, fikirsel buluşları da yoktu. Avlanma şeklini bile zaman içinde geliştirdiler. Tanrı, her topluma bir elçi ve kitap göndermek suretiyle toplumları aydınlatmış, onların ufuklarını açmış, onlara yol göstermiş ve kılavuzluk eden ilkeler ve yasaları bildirmiştir. "Yemin olsun, doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim işimizdir." (Leyl/12) diyerek Kendi yarattığı insanlara beyyineler yani kanıtlar, bilgiler, belgeler ve tanıklar göndermiştir.
Nitekim insanlar da zora ve sıkıntıya düştüklerinde Tanrı'dan yardım ve destek istemişlerdir; istemeye de devam etmektedirler.
"Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet işimize." (Kehf/10)
Günümüzde en ileri olarak ve insan ihtiyaçlarını azami ölçüde karşıladıkları kabul edilen çeşitli yasaları yapan milletlere bakalım. Bu milletler bu yasaları yaparlarken, toplumları için en yararlı sistemleri kurarlarken ellerinde sihirli deynek yoktu ki. Geçmişten edindikleri bilgi birikimine ve deneyimlere dayanıyorlar ve hepsinden önemlisi de akıllarını kullanıyorlardı kuşkusuz.
Bilim, her türlü bilgilerin tamamı, fikirler, düşünceler, teoriler, insanlar tarafından yapılan yasal düzenlemeler zaman içinde tüm insanlık âleminin ortak kültürlerini ve medeniyetlerini meydana getirmektedirler. Her ne kadar kültürler ve medeniyetler toplumlar bazında ortaya çıkarak gelişip serpilseler de, bunlar giderek başka toplumların kültürlerinden ve medeniyetlerinde az ya da çok etkileşime girmektedirler. Böylece un, şeker ve su bir araya geldiklerinde helva yapıldığı gibi, insanlığın ortak değerleri ve kazanımları olan kültürel, bilimsel, teknolojik mirasları ve genelde medeniyetler giderek tüm insanlık âleminin müşterek malı haline gelirler ve dileyen herkes tarafından yararlanırlar.
Sonuç olarak iyi ve yararlı olan yasaların altyapısında Tanrı'nın gönderdiği ve adına din dediğimiz yasalar ve çeşitli insanlar ve milletler tarafından bu yasalardan yararlanmak suretiyle oluşturulup geliştirilen yasalar yatmaktadır.
"BİZİM DİNİMİZ DAHA İYİ(!)"
Müslümanlar arasında yaygın olarak benimsenen şöyle bir görüş var:
"Kuran'ı gönderen Allah'tır amma, Kuran'da dinle ilgili her şey olmadığından bu eksikliklerin bir kısmını; Kuran dışı vahiy alarak, Cebrail'in uygulamalı olarak öğrettikleri ile ve Kuran'ı açıklayıp tefsir etmek suretiyle, hadis ve sünnetiyle Peygamber, bir kısmını ulema içtihat ederek ve en nihayetinde yine de eksik bir şeyler kalırsa, onları da halk, kendi icmaalarıyla tamamlar, ikmal ederler. Yani Kuran, ortakları Allah, Peygamber, ulema ve halk olan bir şirket dinidir. Ortada yerde bu şirket dininin sınırlarını çizdiği, ilkelerini koyduğu, emir ve yasaklarını belirlediği, helal ve haramlarını bildirdiği "ANA DİN" ya da "ÇATI DİN" vardır. Bu çatı dinde var olan bir takım din emirleri ve yasakları Kuran'da yok.Bunların Kuran'da olmaması, bunların din emri, din kuralı olmadığı anlamına gelmez. Dinin kurucusu ortakları olan Allah, Peygamber, ulema ve icma tarafından meydana getirilen emir ve yasaklar da, tıpkı Kuran gibi dindir. Onlara da uymak farzdır. Bazı din adamı etiketli(!) kişilerin televizyonlarda söyledikleri ve yazılarında yazdıkları gibi Kuran'da mezhep yoktur. Yoktur ama mezhepler olmasaydı bugün namazı nasıl kılacaktık, orucu nasıl tutacaktık? yaptığımız pek çok ibadetin nasıl ifa edileceğini bize öğreten mezheplerdir."
Halbuki, Allah katında ilahi din sadece Kuran'ın bildirdikleridir. Allah dışında kalanların söyledikleri ve yaptıkları ise insan görüşleridir. Onların Kuran'dan anladıklarıdır. Mezhepler, Kuran'ı anlama, yorumlama ve dönemin ihtiyaçlarının yarattığı sorunları aşma çalışmalarının ürünleridir. Hepsi de yararlı olmak adına yapılan fikirsel girişimlerdir. Ortaya çıktıkları zamanın ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Oysa, "zamanın, ihtiyaçların ve koşulların değişmesiyle ahkam da değişmektedir." Mezhep görüşleri ortaya çıktıkları dönemlerde insanların sorunlarını çözmelerine yardımcı olmuşlardır. Fakat bunlar din değildir. Olsa olsa kültürdür.
Öyle anlaşılıyor ki, Müslüman dünyasının içinde boğuştuğu sıkıntıların ana nedeni bu anlayıştır.

DİN KONUSUNDA DOĞRU BİLİNEN BAZI YANLIŞLAR

Özellikle mezhep yandaşları, mezhepleri savunan ilahiyatçılar ve bazı din adamları şu iddiayı dile getirirler:
"Kuran'da her şey yok." "Kuran her şeyi açıklamamıştır", "Kuran eksik ve yetersiz bir kitaptır", "Bu yüzden Kuran tarafından açıklanmayan hususlar Peygamber, mezhep imamları ve ümmetin icması ile tamamlanmıştır"
"KURAN'DA EKSİK BİR ŞEY YOKTUR"
Bu ve benzeri iddialarla ilgili olarak Kuran ayetleri çok açık cevaplar verir:
"Biz, Kuran'da eksik hiçbir şey bırakmadık." (Enam/38)
"Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik". (Nahl/89)
Şimdi bu ayetler Allah'ın kitabında dururken, yukarıdaki iddialar ne anlama geliyor? Bu Allah'a yapılmış büyük bir iftira değil mi? Çünkü "Kuran yetersiz" demek, "Allah yetersiz bir kitap göndermiştir" demektir. Bu sözün başka bir anlamı var mı?
"HEPİNİZ KURAN'DAN SORGUYA ÇEKİLECEKSENİZ!" DİYEN ALLAH EKSİK BİR KİTAP GÖNDERİR Mİ?
Eğer mesele ilahi din İslam ise; bu dinin hükümlerini, emir ve yasaklarını sadece ve yalnızca Allah belirler. Allah, kendisine ait olan bu yetkisini Elçiler dahil hiç kimse ile asla paylaşmaz. Zaten paylaşmamıştır da. (Hakka/44/47)
Allah şöyle dememiştir: "Ey Muhammet! Ben sana bir kitap gönderdim. Bu kitapta bazı hükümler, bir takım ibadetler eksik! Bilerek Ben eksik bıraktım. Ya da unuttum! Her neyse. Bu nedenle Benim eksik bıraktığım kısımları sen tanamlayıver!"
Bilakis "Dininizi tamamladım. Biz Kuran'da hiç bir şeyi eksik bırakmadık" demiştir Allah.
Şayet Elçiye atfedilen rivayetler Allah emri yani din kuralları olmuş olsaydı, Allah "Elçiler dahil hepinizi Kuran'dan sorguya çekeceğim" (Hucurat/44) demezdi. Ya ne derdi? "Kuran'dan ve Hadislerden sorguya çekeceğim!" derdi.
KURAN ONLARA YETMİYOR MU?
"Kuran eksiktir ya da Kuran her şeyi açıklamamıştır" sözlerinin geri planında yatan görüş Kuran'ı yeterli görmemektir. Böyle düşünenlere ve inananlara da Allah'ın bir cevabı var elbette:
"Karşılarında okunup duran bu Kuran'ı sana indirmiş olmamız omlara yetmiyor mu? Bunda inanan bir toplum için elbette ki, bir iyilik ve öğüt vardır." (Ankebut/51)
"SİZ, ALLAH'A DİNİNİZİ Mİ ÖĞRETMEK İSTİYORSUNUZ?
Kuran'ı yetersiz ve anlaşılmaz olarak gören kimseler, Yüce Yaratıcı'nın tanımıyla "Allah'a din öğretmeye" kalkanlardır:
"Ey Elçi! De ki: "Siz dininizi Allah'a öğretmeye mi kalkıyorsunuz?" Allah gökte olanı da yerde olanı da bilir. Allah her şeyi bilendir." (Hucurat:16)
KURAN DIŞI VAHİY Mİ VAR?
Kuran'ın her şeyi açıklamadığını iddia edenler, 'Kuran'daki bu eksiklikleri(!)' Peygamber'in 'Kuran dışında aldığı vahiylerle tamamladığını' savunurlar.
Halbuki aşağıdaki ayetlerde dinin tek kaynağı ve delili olan Kuran'ın sahibi Allah, bu iddiaları yalanlamaktadır:
"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni duyur, tebliğ et. Bunu yapmazsan, Allah'ın şans verdiği elçilik görevini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Allah, inkarcıları doğru yola iletmez." (Maide/67)
"Muhammed, kendisine vahyolunan hiç bir haberi, vahyi gizlemiyor." (Tekvir/24)
Bu Kuran ayetleri, "Vahyi gayri metlüv"ün, yani Kuran dışı vahyin olmadığının, olamayacağının en kesin delilidir. Bu demektir ki, Allah'ın gönderdiği vahiylerin tümü Kurandadır.EHLİ SÜNNET NEDİR?Ehlisünnet kavramı tarihte ilk defa Emevi Kralı Muaviye tarafından ortaya atılmıştır. İlahiyatçı Y. Nuri Öztürk, ehlisünneti şöyle tanımlar:
"Emeviler cahiliye dininin üzerine 'İslam' etiketi yapıştırdı ve adına "ehli Sünnet" dedi".
Avatar
Merve - 4 ay önce
Seni seviyorum
Avatar
Turgay ŞIK - 4 ay önce
Cem kardeşim Adil Öksüz den daha kripto Fetöcü var savcılığı verdiğimim halde; ayrıcada N.Hablemitoğlu cinayetini bilen, anlatan adam hala dışarıda bu yüzden AB ve ABD ne derse desin biz içeriyi halledemiyoruz ki...