Özkök, Hakan, Deizm, İçki vs..


Fikri AKYÜZ

Fikri AKYÜZ

05 Eylül 2017, 21:31

40 yıldır okuryazarım. Ders dışı kitaplar noktasında, 30 yıldır okurum. 15 yıldır yazarım. 10 dakikadır düşünürüm. (Tabii ki yazı konusunu..!)

Saçmalıkların cirit attığı, şaklabanlığın gemi azıya aldığı, şarlatanlığın şaha kalktığı, madrabazlığın dörtnala koştuğu bir döneme ben şu son yıllardaki dönem kadar rastlamadım.

Bunda televizyonların, internetin, whatsappın, instagramın, “feys”in yaygınlığı baş etken..

Hani Kuzey Kore lideri nükleler başlıklı füze denemesi yapıyor ve herkes bundan korkuyor ya.. 

Hani “Adamın füzesinin menzili bilmem ne kadar, insanlığın sonunu getirecek bir deneme bu..” deniliyor ya..

Oysa yukarıda saydığım iletişim araçları doğru yerde, doğru zamanda ve “dert edinerek” kullanılmadığı için, bunların insanlığa verdiği zarar Kim’in ve türevlerinin vereceği zarardan daha az değil..

O yüzden, gariptir; herkesin birbirini neredeyse dinlediği bir ortamda, kimse kimseyi dinlemiyor.

Görüyor ama bakmıyor, duyuyor ama işitmiyor, elliyor ama dokunmuyor. 

Böyle bir ortamda haysiyet celladı ve karakter katili, fikir namusunu yerle yeksan etmekten kaçınmıyor.

Kimi, “Atam sen kalk, ben yatam” diyor. Kimi, “O bir deccal” diyor.

Kimi “Reis öl desin ölürüm, öldür desin öldürürüm” diyerek yalakalıkta “pik” yapıyor.. Kimi “Tayyip bir Hitler’dir” diyerek vicdansızlıkta “dip” yapıyor.

Kimi “Abdülkadir Geylani, Azrail’i pataklayarak kovmuş bir alimdir” diyor. Kimi “Kur’an kursları, sapıklığın cirit attığı yerdir” diyor.

Edepsizliği edebi bir cümle ile anlatınca “düşün” adamı olunduğu farz edilen bir tuhaflıklar deryasında sallanıp duruyoruz.

Bu girizgahı yapmaktan maksadım şudur: Bu toplumda İslam, Atatürk ve milliyetçilik olgusu mühim bir yer işgal ediyor.

Bu üçünü yan yana konumlandırmaktaki muradım ise sadece sosyolojik ve psikolojik bir tespite zemin hazırlamaktan ibarettir.

Bu üç “olgu” ve bu üç olgu etrafında oluşan “algı” zaten başlı başına mühim bir mevzu..

Bu üç konu etrafında Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan son günlerde “Tanrı’ya inanan ama dinlere inanmayan” anlamına gelen “deist”lerle ilgili birkaç yazı yazdı.

Murat Bardakçı da bir yazıyla cevap verdi. (Hatta deist sözcüğünün latince Deus kelimesinden türediğini de bu yazıyla öğrenmiş oldum. Deyyus kelimesi de Deus’tan mı geliyor, bilmiyorum!)

Evet, neymiş? İslam coğrafyasında Müslümanlar birbirini öldürüyormuş. Dolayısıyla gençler “İslam, işte bu” diyormuş.

İsrail, zulüm yapıyormuş. Dolayısıyla gençler “İşte, Musevilik bu” diyormuş.

Özkök, “Gençler deizme yöneliyorsa haksız mı?” diye de ekliyor.

Meyve yere düşüyor diye ağacı suçlamak da herhalde böyle bir “şey”dir.

Hürriyet gazetesi veya muadillerinde müstehcen fotoğraf basılıyor diye matbaanın mucidi Gutenberg’e küfretmek de herhalde böyle bir ruh halinin yansımasıdır.

Para kumarda yitirilince, bunda paranın mucidi Lidyalıların ne günahı var? 

Parayı bulamadın diye “parayı bulana” suç atfetmek caiz midir?

Helal yoldan bir şeyler satıp para kazanan adam ile para için her şeyini satan haramzade arasındaki farkı görmekten bu kadar mı aciziz..

İşte bu anlayıştaki garabet ne yazık ki zihnimizi cendereye sokuyor, vicdanımızı mengeneye sıkıştırıyor.  

Şimdi gelelim tekrar dindarlık, Atatürkçülük, milliyetçilik üzerinden toplumun ayrışmasına..

Bilinir ki yoğurda su katarsanız ve bunu satarsanız, bu helaldir. Neticede ayran içmiş olursunuz.

Ama süte su katarsanız ve bunu satarsanız, bu haramdır. 

O yüzden, Çanakkale şehitliğinde içki içen CHP’lilere “Size yazıklar olsun demek” gerekir.

Ama “Bu CHP’liler var ya bu CHP’liler, şehitlikte içki içmeyi normal görürler” diyenlere de yazıklar olsun demek gerekir.

O yüzden, “Rüyamda Peygamberimizi gördüm, tivitleri ikiye katlayın dedi” diyen din tüccarı şarlatana yazıklar olsun demek, vicdanların emridir.

Ama okul harçlığını elde etmek için bir zamanlar NT mağazasında kasiyerlik yapan kızcağıza (başka aleyhte deliller yoksa) hiçbir yerde iş vermeyenlere de yazıklar olsun demek, vicdanların amir bir hükmüdür.

O yüzden, birinin çıkıp “Ermenistan’la olan sınır kapısını açmayalım, diplomaside koz olarak kullanalım” demesi bir fikirdir. 

“Hayır, sınır kapısı açılmalıdır. Ticareti geliştirir. Ticaret de dostluklara kapı aralar” demek de bir fikirdir. 

Her ikisi de saygıyla karşılanmalıdır. Hatta her iki görüş de vatanseverliğin bir tezahürü olarak addedilebilir.

Ama kalkıp “Ermeniler kansızdır” derseniz, tüm ırkları yaratan, dolayısıyla ırkçılığı reddeden Rabbimizi dinlememiş olursunuz. 

Neticede örnekleri artırmak mümkün.. Dolayısıyla bu yazıyı uzatmak da mümkün…

Fakat köşe yazıları lastik gibidir. Uzattıkça daralır, sonra kopar. Okuyucu da kopar.

Okuyucu lastik değildir elbette ama o da daralır, o da kopar. 

Okuyucuyu daraltmamak lazımdır. 

FİKRİ AKYÜZ

fikriakyuz99@gmail.com

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mert Eşit - 2 hafta önce
Güzel şeyler, doğru şeyler yazmışsınız. KHK ile atılanların çoğuna iş yok, verilmiyor.Bunlara ne dersiniz.Geleceğin sosyo psikolojik sorunlarından biri de bu konu.Getto oluşturulmalı mı sizce.
Avatar
Veysel gökçimen - 2 hafta önce
Yüreğinize kaleminize sağlık değerli yazarım..
Avatar
Şahin Keskin - 2 hafta önce
Abi anladık vicdanlısın da şu durum vicdana pek uymuyor.anlam
mantığına göre önceden ntde çalışan kişi aleyhte delil varsa iş verilmemeli yoksa iş verilmeli.fetö yle bağlantısı olanlar ve ailesi perişan olsun demek bu.yani vicdansızlık.nokta.
Avatar
Ali Em - 1 hafta önce
G
Avatar
Serap Çetin - 1 hafta önce
Güçlü bir kaleminiz olduğu kesin.Kuru,standart bir köşe yazısı değil yazdıklarınız.Kelimelere hakimiyet,kelime dağarcığı, muhakeme ve bağlantılar etkileyici.Basmakalıp değil.Bol okuyucular temennisiyle...