Aslında kimin için çalışıyorsunuz?

Hayatınızın amacını kaybetmiş gibi hissediyorsanız, tamamen iradeniz dışında tasarlanmış bir düzen içinde gidip geldiğinizi düşünüyorsanız; bir dakika durun, nefes alın, arkanıza yaslanın ve bu yazıyı okuyun.

Aslında kimin için çalışıyorsunuz?

Hepimiz, birilerinin bize anlattığı o “daha iyi hayat” şartlarına sahip olmak için; daha fazla çalışmaya, daha fazla para biriktirmeye, maddi olan her şey için özgürlüğümüzden, sağlığımızdan, ailemizden, kendimizden daha fazla ödün vermeye ve doğal olarak neredeyse hayatımızı feda etmeye programlanmış gibiyiz.

Hepimiz aynı şeyi düşünmüyor muyuz?

İnsanlar daha az şeye sahipken nasıl daha mutlu oluyorlardı?

Çünkü onlar mutluluğun ve huzurun materyalizmde değil; insanlar arasında kurulan samimi iletişimde ve kişinin kendine verdiği değerde saklı olduğunu bizden çok daha iyi biliyorlardı.

“Yahu bu telefonlar olmadan önce ne yapıyorduk? İnternet olmadan önce nasıl vakit geçiriyorduk?” bu soruyu her gün kendinize soruyor ve cevap bulamıyorsunuz değil mi?

Eğer teknolojinin kendi yaşam alanınıza bu kadar fazla girmesine neden olmasaydınız, sevgilinizle buluşmak için sabit bir telefondan haberleşecek ve sürekli olarak “Nerdesin aşkım?” muhabbeti yapmadan onu özlemenin tadını çıkarıyor olacaktınız.

Sevdiğiniz birisini görmek için sabretmenin olgunluğunu yaşarken, ona kavuşmak gerçekten daha anlamlı olacaktı.

Bu kadar kolay erişilebilir insanlar haline gelmek, bizi biz yapan özel duygularımızın yıpranmasına neden oldu.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, hayatımız boyunca kazandığımız paranın sadece yüzde 30’u bile kendi ihtiyaçlarımızı gidermeye fazlasıyla yetiyor.

Elimizdeki son model telefonların sahip olduğu fonksiyonların yüzde 70’ini kullanmadığımız gibi, kazandığımızın paranın da yüzde 70’ini tamamen başkaları harcasın diye kazanıyoruz.

Aslında gerçek şu, daha dolu ve daha anlamlı yaşamak, daha zengin ve kiralanmış bir zamanla yaşamaktan çok daha değerli.

Bu nedenle ne kadar sıkı çalıştığımızın, biz öldükten sonra kimin yiyeceği belli olmayan paraları kazanmak için kendi sağlığımızdan ödün vermemizin mantıklı hiçbir yanı yok.

Gerçekten bize iyi hissettiren şeylere baktığımızda hepsinin neredeyse bedava olduğunu görüyoruz.

Sevdiğinizi söylemek, birisine sarılmak, kendimize ve başkalarına değer vermek, mütevazı olmak, iyilik yapmak, özür dilemek.

Tüm bunlar tamamen bedava ve hepsi dolabımızdaki marka kıyafetlerden, odalarını hiç kullanmadığımız o çok büyük evlerden, yüksek limitli kartlardan daha kıymetli
.
Gerçekten kendimizi kötü duygulardan; kalbimizi ve ruhumuzu daraltan, karartan düşüncelerden uzak durmak zor değil.

Kendi hayatınıza sahip çıkmaya bunları yapmakla başlayın:  
  1. Düzenli olarak sağlık kontrolü yapmak için hasta olmayı beklemeyin.
  2. Daha çok su için.
  3. Sorunlara karşı “boşver” demeyi öğrenin.
  4. Haklı bile olsanız diretmeyin, “sen haklısın” demek zor olmamalı.
  5. Çok zengin ve nüfuzlu bile olsanız kibirli olmayın. Dünyanın en büyük şirketlerinin CEO’ları çalışanları ile beraber yemekhanede beraber yemek yiyor, bunun için sıraya giriyorlar.
  6. Varlıklı olmasanız da mutlu olmaya çalışın.
  7. Çok meşgul bile olsanız aklınızı ve bedeninizi çalıştırmaya zaman ayırın. Hobilerinize zaman ayırın. Bunun için yüksek meblağlar gerekmiyor.
  8. Sevdiğiniz insanlar için zaman ayırın.
Siz öldükten sonra, sevdiğiniz insanların sizin paranızla ne yapacağını bilmeniz gerçekten imkânsız.

Öyle ki, Çin ‘de zengin bir iş adamı öldüğünde karısına bir servet bıraktı. İş adamının karısına bıraktığı servet tam 1.9 milyar lira idi. Karısı da adamın şoförüyle evlendi.

Şoför şöyle söyledi:
       
"Ben hep patronum için çalıştığımı sanırdım. Şimdi anlıyorum ki meğer o benim için çalışıyormuş!


Hikâyedeki iş adamı olmadan önce, yaşamın tadını çıkaran bir yolcu olmayı denemek bizim elimizde.

Sonuç olarak, daha az eşya, daha fazla öz bilinç, daha fazla mutluluk.

Sağlıklı ve mutlu kalın!
 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.