Kızıldeniz'de jeopolitik kamplaşma

Kızıldeniz İttifakı, Suudi Arabistan’ın Arap Baharı’ının başladığı 2010 yılından itibaren bölgeye yönelik artan jeopolitik ilgisinin son halkasını teşkil ediyor.

Kızıldeniz'de jeopolitik kamplaşma

11 Aralık tarihinde uluslararası haber ajansları, Suudi Arabistan’ın, Kızıldeniz bölgesindeki (Ürdün, Mısır, Cibuti, Somali ve Sudan) altı ülkenin katılımı ile yeni bir ittifak oluşturduğunu duyurdu. Suudi Dışişleri Bakanı Adil el-Cübeyr yeni ittifakın “Suudi Arabistan’ın ve komşu ülkelerin çıkarlarını korumak, bölge ülkeleri arasında yeni bir sinerji yaratarak dış etkileri engellemek ve bölgeyi yeniden istikrara kavuşturmak” için oluşturulduğunu söyledi. Bu ittifaka katılan tüm ülkelerin Suudi etkisinde olan ülkeler arasından seçilmesi dikkat çekici.

Teknik detayları ilerleyen zamanlarda Kahire’de yapılacak toplantı ile netleşecek olan bu ittifakın temel gayesinin, dışişleri bakanının da kısmen ifade ettiği gibi, Suudi Arabistan açısından stratejik önemi olan Kızıldeniz bölgesinde Suudi Arabistan lehine jeopolitik bir üstünlük oluşturmak ve bölgeye yönelik İran, Türkiye ve Katar’ın etkisini sınırlamak olduğu anlaşılmaktadır. 2016 yılında Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adalarının Mısır’dan devralınması ve bu adalar üzerinden Mısır ile Suudi Arabistan’ı birleştiren bir köprü inşa edileceğinin ilan edilmesi Suudi Arabistan’ın son yıllarda bölgeye dönük ilgisinin ilk işaretlerinden biri olarak yorumlanmıştı.

Kızıldeniz bölgesi dünya ticaret rotası açısından son derece önemli olan Bab el-Mendeb Boğazı ve Süveyş Kanalı gibi iki önemli suyolunu barındırıyor. Bununla birlikte bölgeyi Suudi Arabistan açısından önemli kılan üç unsur bulunuyor: Kızıldeniz’in Suudi petrolünün uluslararası piyasalara naklinde artan önemi, Suudi Vizyon 2030 planı açısından son derece önemli bir yatırım olan NEOM projesinin Kızıldeniz sahiline kurulacak olması ve son yıllarda Suudi Arabistan’ın bölgesel rakiplerin bölgede artan ağrılıklarının oluşturduğu rahatsızlık.

Kızıldeniz'in Riyad açısından stratejik önemi

İlk olarak, Suudilerin tüm servetleri Hürmüz Boğazından geçen petrole bağlı olduğundan son yıllarda petrol taşıma güzergâhını Kızıldeniz’e doğru yönlendirmeleri Süveyş’i ülke güvenliği için önemli bir rota haline getirdi. Suudi Arabistan, 1980’den itibaren, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki baskılarından kurtulmak için, petrolün boru hatları ile Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na oradan da uluslararası piyasalara nakli için çok büyük yatırımlar yapıtı. Hâlihazırda Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’nda günlük 3 milyon varil Suudi petrolü uluslararası piyasalara sevk ediliyor.

İkinci olarak, Suudi Arabistan’ın, ülkenin petrol gelirlerine olan bağımlılığını azaltmak için, geliştirdiği Vizyon 2030 planının başarısında turizm gelirlerinin artırılması son derece önemli bir yer işgal ediyor. Ülkenin turizm gelirlerini artırmak için giriştiği en önemli proje ise hiç şüphesiz Kızıldeniz sahiline 500 milyar dolarlık bir yatırım ile inşa etmek istediği mega turizm kenti NEOM. Kızıldeniz’de insansız 50 adayı seçkin bir turizm merkezine dönüştürmeyi de içeren projenin toplam alanı 34 bin kilometrekare olup (yaklaşık Belçika kadar) Maldivler, Seyşeller, Bali ve Hawaii’nin toplam büyüklüğü kadardır. 2022 yılında bitirilmesi hedeflenen proje ile sadece turizm gelirlerinin artırılması değil uluslararası büyük şirketler ile krallığın bağının güçlendirilmesi ve ülkeye büyük ölçekli yabancı yatırımların çekilmesi de hedefleniyor.

Son olarak, Kızıldeniz bölgesi, 2000’li yılların başlarından itibaren Türkiye, İran ve Katar’ın etkili olmaya başladığı bir bölge haline geldi. Mısır gibi önemli bir bölgesel gücün Arap Baharı sürecinde yaşadığı güç kaybının bölgede oluşturduğu boşluğun Türkiye, İran ve Katar tarafından doldurulma ihtimali Suudi Arabistan’ı bölgeye dönük inisiyatif almaya zorladı.

Afrika Boynuzu ülkeleri Arap Baharı’ndan kısa bir süre önce İran’ın etkili olmaya başladığı bir alan olarak da ön plana çıktı. 2006 sonrası dönemde nükleer programından kaynaklı uluslararası yaptırımlar sebebiyle Ortadoğu bölgesinde tecrit edilen İran, Eritre, Sudan ve Cibuti gibi Afrika Boynuzu ülkelerine yönelerek ekonomik gücünü azami düzeye çıkarmak için girişimlerde bulundu. Afrika Boynuzu ülkeleri bulundukları jeopolitik alan itibarıyla İran’ın Suriye ve Lübnan'daki taraftarlarına silah ve mühimmat sağlamak için gereken deniz bağlantısı açısından da kritik önemde. Ayrıca Yemen’de devam eden iç savaşta İran destekli Husilere yönelik yardımlar da bu rota üzerinden kolayca sağlanabiliyor. İran yönetimi bu süreçte Sudan, Eritre ve Cibuti gibi ülkelerle çok sayıda ekonomik ve askeri anlaşmalar imzalamaya muvaffak oldu. Sudan ile imzalanan anlaşmalar gereğince Sudan silahlı kuvvetleri İran tarafından eğitildi, ülkenin silah endüstrisinin kurulmasında İranlı uzmanlar istihdam edildi, Eritre yönetimi ise ülkede bir İran askeri üssü kurulmasına müsade ederek Assab Limanı’nı İran donanmasının erişimine açtı. Bu tarihten sonra İran donanması Kızıldeniz bölgesinde varlık göstermeye başladı.

Türkiye'nin bölgeye yönelik ilgisi

Türkiye’nin bölgeye dönük ilgisi siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olmak üzere dört boyutta ilerlemektedir. Bu ilişkilerde özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretleri ve Türkiye’nin bölgede yaşanan krizlere insani yardım amacıyla müdahil olması büyük rol oynuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrika turu kapsamında 2002 yılından bugüne kadar -bazılarını ikişer kez olmak üzere- 30 Afrika ülkesini ziyaret etti. Bu ziyaretler sonucu bölgede çok sayıda diplomatik temsilcilik açıldı ve imzalanan ikili anlaşmalar ile Afrika Boynuzu ülkeleri ile Türkiye arasında yakın ilişkiler tesis edildi. Bu ilişkilerin en önemli kazanımları; Türkiye’nin Somali’de açtığı askeri üs ile Sudan’ın, Kızıldeniz’de bulunan Sevakin Adası’nı Türkiye’ye tahsis etmesidir. Sevakin Adası konumu itibarıyla Kızıldeniz’de Cidde kentinin karşı yakasında yer alıyor. Türkiye ve Katar işbirliği ile restore edilecek ada ve adadaki Sevakin Limanı’nı için 4 milyar dolarlık bir yatırım planı yapıldı. Öte yandan bölge ülkeleri ile Türkiye ve Katar arasındaki bu yakınlaşma, Sevakin Adası’nın askeri bir üs haline getirileceği gerekçesiyle, Suudi Arabistan tarafından endişe ile karşılandı.

Suudi Arabistan tarafından “Batı Güvenlik Kuşağı” olarak adlandırılan Kızıldeniz bölgesinde yaşanan tüm bu gelişmeler Suudi rejimini bölgeye yönelik adımlar atmaya zorladı. Suudiler, Arap Baharı sürecinde, İran’ın 2006 sonrası bölgedeki kazanımlarını geriletmek, Kızıldeniz’deki Suudi jeopolitik nüfuzunu genişletmek için bölge ülkeleri ile çok sayıda ticari/askeri anlaşmalar imzaladı. Bu süreçte Eritre ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) arasında Assab Limanı’nın ve yakınlarındaki bir askeri havaalanının kullanımını 30 yıllığına kiralayan bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan Cibuti ile de yakınlaşarak bölgedeki İran etkisini tersine çevirmeye çalıştı. Cibuti’ye sağlanan ekonomik destek karşılığında ülkede bir Suudi askeri üssü kurulması için anlaşmalar imzalandı. Bu askeri üs İbn Suud rejiminin ülke dışındaki ilk askeri üssü olma özelliği taşıyor. Bu anlaşmalar sonrası Cibuti İran ile ilişkilerini kopardı. Suudi Arabistan’ın Arap Baharı sürecinde yakınlaştığı diğer bir ülke ise Sudan. İki ülke arasında imzalanan anlaşmalar sonucu Sudan İran ile ilişkilerini askıya aldı, 2014 yılında Hartum’daki İran kültür merkezini kapatarak tüm personelini sınır dışı etti ve Suudi Arabistan’ın dış politikası ile uyumlu bir politikaya yöneldi. Ayetullah Nimr’in idamı sürecinde yaşanan İran-Suudi Arabistan geriliminde Suudi Arabistan’ın İran ile ilişkileri koparma çağrısına olumlu yanıt veren dört ülkeden üçünün (Sudan, Eritre, Cibuti ve Bahreyn) Afrika Boynuzu ülkesi olması Suudi Arabistan’ın bu süreçte yürüttüğü diplomasinin bir sonucu.

11 Aralık’ta ilan edilen Kızıldeniz İttifakı Suudi Arabistan’ın Arap Baharı’ının başladığı 2010 yılından itibaren bölgeye dönük jeopolitik ilgisinin son halkasını teşkil ediyor. Suudi Arabistan bölgeyi, ülke güvenliği ve ekonomik istikrarı açısından hayati önemde gördüğü için, kendi nüfuz alanı olarak ilan etmiş ve ekonomik gücünü de kullanarak, bölgedeki tüm aktörlere şimdilik durumu kabul ettirmiş görünüyor. Ancak bölgede Mısır, Sudan gibi önemli güçlerin varlığı ve Suudi askeri/enüstriyel kapasitesinin yaşadığı ciddi zafiyet böyle bir ittifakın etkinliğini sorgulamamıza neden olmaktadır. Yeni oluşturulmaya çalışılan Kızıldeniz İttifakı bölge ülkelerinin ortak güvenlik ve çıkarlarını yansıtmaktan ziyade Suudi parası ile askeri destek satın alınması gibi bir görünüm vermektedir.


Kaynak: Anadolu Ajansı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.