Adnan Menderes'in idamının üzerinden 58 yıl geçti

Türkiye demokrasisi için unutulmayacak bir kara leke olarak tarih sayfalarına kazınan merhum Başbakan Adnan Menderes'in 17 Eylül 1961'de idam edilmesinin üzerinden 58 yıl geçti .

Adnan Menderes'in idamının üzerinden 58 yıl geçti
17 Eylül 2019 Salı 09:49

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, 27 Mayıs 1960'ta sabaha karşı yönetime el koyarak tarihin en kanlı darbelerinden birini gerçekleştirdi.

Adnan Menderes, o gün yurt gezisi kapsamında bulunduğu Kütahya'da gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü ve daha sonra diğer tutuklu Demokrat Parti üyeleriyle birlikte Yassıada'da hapsedildi.

Yassıada'da yaklaşık bir yıl boyunca süren yargılamalar, 15 Eylül 1961'de karara bağlandı. Yargılamalar sonucunda Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edildi.

 

MENDERES'İN İKİLEMİ
O dönem, Kuzey Afrika'da bağımsızlık hareketleri hız kazanmıştı. Bu toprakların halkları, yakın zamanda Osmanlı himayesinde yaşayan Müslüman halklardı; ancak NATO'ya üye olunması, bu topraklara gerçekleşecek açık bir desteği de engelliyor, Türkiye'nin Batı'nın yanında yer almasını gerektiriyordu.

Bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerden biri de Cezayir'di. Türkiye, Cezayir'in sömürgeci devlet Fransızlara karşı başlattığı mücadeleye karşı değildi; ancak NATO sebebiyle Fransa'ya karşı bir hamle de yapamıyordu.

 

"CEZAYİR'DEKİ HADİSELER YÜREKLERİMİZİ SIZLATIYOR"
Başbakan Adnan Menderes, "Tunus'un ve Fas'ın istiklallerini elde etmiş olmalarından dolayı büyük memnunluk duymaktayız. Zira müdebbir idarecilere sahip olmak bahtiyarlığındadırlar. Cezayir'de devam eden hadiseler hiç şüphesiz yüreklerimizi sızlatmaktadır.

Araplara bağlılığımız ve İstiklal mücadelelerine fıtraten mevcut sempatimiz dolayısıyla Cezayir meselesinin bir an evvel ifratlara kapılmadan adil bir neticeye isal edilmesini temenni ve ümit etmekteyiz. Bu mevzuda Türkiye'ye bir rol terettüp ederse bunu yapmaya da hazırız" sözleriyle Cezayir konusundaki tavrını çekingen bir dille ifade etmişti.

Menderes, bu süreçte NATO üyesi Fransa'yı karşısına almak istemiyordu.

 

MENDERES'İN GİZLİ TUTTUĞU "DEVLET SIRRI"
Kuzey Afrika'da gerçekleşen bu bağımsızlık mücadelelerine, merhum Başbakan Adnan Menderes, o dönemin koşulları nedeniyle açık bir destek verememişti.

Menderes'in gizli tuttuğu ve "devlet sırrı" olarak Yassıada Yargılamalarında bile söylemediği desteğini, Libya eski Başbakanı Mustafa bin Halim dile getirmişti.

 

"OSMANLI HALİFESİNİN HALEFLERİSİNİZ"

Mustafa bin Halim, Adnan Menderes ile aralarında geçen konuşmayı şu şekilde anlatmıştı:

"Adnan Menderes Libya'ya ziyarete geldi. O dönemde Cezayirliler silaha çok fazla ihtiyaç duyuyorlardı. Konuyu, Adnan Menderes'in Kral İdris'i ziyareti sonrasına bıraktım. Ziyafet ve ziyaretlerden sonra akşamüzeri uyumak için Derne'ye gittik.

Adnan Bey ile baş başa kalınca dedim ki "Adnan Bey, siz Osmanlı Halifesinin haleflerisiniz, bazı Araplar hakkında görüşünüz ne olursa olsun, bu İslami bir meseledir, Müslüman kardeşlerinize yardım etmekten kaçınmanız caiz değildir.


"BU İNSANLAR İSLAM İMPARATORLUĞU'NUN PARÇASIYDILAR"

Kaldı ki bu insanlar bir dönem, başkenti İstanbul olan İslam İmparatorluğunun bir parçasıydılar. Ben, büyük kardeşimiz Müslüman Türkiye'nin mücahit Cezayir halkına bu zor günlerinde yardımcı olacağına dair büyük bir ümit besliyorum.

Bunun üzerine Adnan Menderes, bir Müslüman olarak bütün kurumlarıyla, tüm Müslüman halklara, özellikle de Kuzey Afrika halklarına sempati duyduğunu, bağımsızlık savaşında Cezayir halkının çektiği acıların tamamen bilincinde olduğunu söyledi.

"ÇÖZÜM İÇİN ULUSLARARASI ÇABAYI ARTIRMA TARAFTARIYDI"


Ardından, Türkiye Paris hükümeti nezdinde sürdürdüğü gizli ve iyi niyet girişimlerinde Cezayir sorununun güç ve kaba kuvvetle çözülemeyeceğini, aksine siyasi çözümlerle ve Cezayir halkının temsilcileriyle müzakere etmekle çözülebileceğini tavsiye ettiğini ve öğütlediğini belirtti.

Bu tür çabaları ABD, İngiltere ve İtalya gibi NATO üyesi ülkelere dostça baskıyı da içine alacak şekilde artırma ve yaygınlaştırmaya hazır olduğunu ilave etti.

"CEZAYİRLİLERİN SİLAHLARA İHTİYAÇLARI VAR"

Dedim ki, "Bütün bu tür iyi niyetli diplomatik çabalardan dolayı size teşekkür ederim. Ancak beni ilgilendiren bu değildir. Beni ilgilendiren sizin maddi yardımda bulunmanız." Ancak Menderes ne demek istediğimi anlamadı.

Dedi ki: "Maddi olarak onlara şu veya bu kredileri vermemizi mi kastediyorsun…"

"Hayır, hayır, bunu kast etmiyorum. Benim kast ettiğim onlara silah vermeniz, onların paraya ihtiyacı yok, Fransızlara karşı savaşacak silahlara ihtiyaçları var" dedim.

MENDERES'İ ŞOKE EDEN İSTEK

Bundan kötü bir şekilde rahatsız oldu. Yüzünün ifadesi değişmiş, yüzünden hiçbir zaman eksik olmayan gülümsemesi kaybolmuştu. Menderes'in şok geçirdiğini hissettim.

Bana dedi ki, "Aziz kardeşim Mustafa Bey, bunun ne demek olduğunu biliyor musun? Bizden bir NATO üyesi olarak, başka bir NATO ülkesine karşı kullanılmak üzere silah vermemizi mi istiyorsun?"

"İSLAM HİLAFETİNİN HALEFİ ADNAN BEY'İ İSTİYORUM"

Bu sözlerinin üzerine ona, "Adnan Bey, ben İslam hilafetinin halefi Adnan Bey'i istiyorum. Ben biliyorum ki, Türkiye en güçlü İslam ülkelerinden biridir. Yüzyıllar boyunca İslam ümmetine liderlik etmiştir. Fransız kuvvetlerinin eliyle bağımsızlığına kavuşmak uğruna her türlü katliama, sürgüne ve en ağır işkencelere maruz kalan Müslüman masum Cezayirlilere Türkiye yardım elini uzatmayacak mı?

Fransız hem onları Hıristiyanlaştırıyor, hem de Fransızlaştırıyor. Toprakları kâfirler tarafından işgal edilen kardeşlerimize silah vermeliyiz. Bu ikisi arasında fark var" dedim. Bu hususu o kadar vurguladım ki gözlerinin yaşardığı belli oluyordu.



BİR GEMİ DOLUSU SİLAH CEZAYİR'E GİDİYOR

Adnan Menderes, "Size silah hediye edeceğiz İnşallah. Allah, dinlerini savunmak için ihtiyaç duydukları bu silahları onlara ulaştırma konusunda inşallah sizi muvaffak eyler" dedi ve bu konunun çok gizli kalması gerektiğini vurguladı.

Adnan Bey döner dönmez, birkaç hafta sonra gemiyle bize silah gönderdi. Biz de onları direnişçilere ulaştırdık."

İDAM SEHPASINDA DEVLET SIRRINI SÖYLEMEYEN LİDER

Bu yöntemle bir gemi dolusu silah, Libya'ya gönderiliyormuş gibi kamufle edilerek, aslında Libya üzerinden Fransa'ya karşı direniş başlatan Cezayir halkına ulaştırılmıştı.

Bir dönem Adalet Partisi ve Demokratik Parti saflarında milletvekili olarak siyaset yapan ve eski Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) genel başkanlarından Rasim Cinisli de geçtiğimiz yıl bu olayı doğruladı.


VAPURLARLA YASSIADA'YA "SEYİRCİ" GÖTÜRDÜLER

27 Mayıs 1960 Darbesini, Cumhuriyet tarihinin en talihsiz olayı olarak nitelendiren Canisli, Menderes'i aşağılamak için anarşist grupların vapurlarla Yassıada'ya götürüldüğünü belirtti.

Kendisinin de hukuk öğrencisi olması ve Demokrat Parti düşüncesine yakın olması dolayısıyla, üç kez mahkemeye seyirci olarak katıldığını söyledi.

"SÖYLEYEMEM, DEVLET SIRRIDIR!

Rasim Cinisli, Menderes ile mahkeme heyeti arasında geçen o tarihi konuşmayı şu sözlerle anlattı:

"Orada elimize broşür verirlerdi ve salonda kimseyle göz göze gelinmez, ses çıkarılmazdı. Mahkeme Başkanı Salim Başol azarlayarak Menderes'i içeri davet etti ve 'İskenderun'dan yüklenen silahları kime gönderdiniz?' diye sordu.

Menderes'in edepli şekilde, "Efendim söyleyemem devlet sırrıdır" cevabını vermesine karşın, "Söyleyeceksin, siz onları yükleyip teşkilatlarınıza gönderdiniz ki, Cumhuriyet Halk Partilileri öldürmek için değil mi?" diye ısrarla sormasına rağmen Menderes, devlet sırrıdır diye söylemedi.

Sonradan anlaşıldı ki, o silahlar o yıllarda Fransızlarla mücadele eden Cezayirli mücahitlere gönderilmişti. O gün ben idam sehpasında devlet sırrını söylemeyen devlet adamını tanıdım."

MENDERES'İN YASSIADA'DAN HİÇ BİLİNMEYEN FOTOĞRAFLARI

Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan ve Türk milletinin vicdanında derin yaralar açan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 59 yıl geçti.

Demokrasiye vurulan bu ilk darbe, 27 Mayıs 1960'da dönemin iktidar partisi Demokrat Parti'nin (DP) "ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü" iddiasını ileri sürülerek gerçekleşmişti.

DP'nin iktidara gelmesinin ardından bir grup subayın ordu içinde kurduğu cunta, süreç içinde giderek varlığını hissettirmeye başladı. Ordunun darbe hazırlığı içinde olduğu bilgisi Menderes'e de ulaştı.

DP iktidarına karşı darbe düzenlemek amacıyla bir araya gelen cuntanın bu girişimi, Binbaşı Samet Kuşçu'nun ihbarı ile akamete uğrarken bu olay tarihe "9 subay olayı" olarak geçti.

9 Subay olayı sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, olayın vehametini anlayarak Milli Savunma Bakanı Şemi Ergin'in istifasını sağladı.

Siyaseten gerilimler sürerken yaşanan bir kaza, tüm krizlerin bir süreliğine askıya alınmasına yol açtı. 1959'un şubat ayında, Kıbrıs Anlaşması'nı imzalamak üzere Londra'ya giden Menderes'i ve heyetini taşıyan uçak, Gatwick Havalimanı'na inişe geçtiği sırada düştü.

Menderes kazadan sağ kurtulurken ülkeye dönüşünde hem siyasilerin hem halkın coşkulu karşılamasıyla moral buldu. Bu süreçte Menderes'e yurt dışında birkaç aylığına tedavi edilmesi önerildi ancak Menderes, bu teklifi reddetti.

Bu olayların ardından üniversite öğrencileri, hükümet aleyhine gösterilere başladı. İstanbul Beyazıt Meydanı'nda üniversite öğrencilerinin eylemi sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz, seken bir kurşunun başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Emeksiz'in "polis kurşunuyla hayatını kaybettiği" yönündeki haberler dolayısıyla olaylar daha da şiddetlendi. Yaşananlar nedeniyle İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi.

Ankara'da 5 Mayıs 1960'da bir öğrenci grubu, ''555K'' yani "5'inci ayın 5'inde saat 5'te Kızılay'da" koduyla gösteri düzenledi.

Menderes, eylemcilere hitap etmeye çalıştı ancak başaramadı. Öğrencilerin arasına girerek konuşmak isteyince, bir öğrenci Menderes'in boğazını sıktı. Menderes "Ne istiyorsun" diye sorduğu gençten "Hürriyet istiyorum" cevabını aldı. Menderes, tarihe geçen "Bir Başbakanın boğazını sıkıyorsun bundan ala hürriyet mi var?" ifadelerini ise burada kullandı. 21 Mayıs'ta da Harp Okulu öğrencileri sokağa çıktı ve Zafer Anıtı'na kadar ''sessiz" yürüyüş yaptı

Tüm bu gelişmelerin ardından TSK içerisindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, "DP'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü" gerekçelerini ileri sürerek 27 Mayıs'ta sabaha karşı yönetime el koydu. Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından 04.36'da Ankara Radyosu'ndan okunan bildiriyle ''ihtilal'' duyuruldu.

Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından düzenlenen darbe neticesinde, demokrasi askıya alınırken Türkiye'nin uluslararası alanda itibarı yerle bir oldu.

İlk aşamada 38 kişiden oluşan ve Orgeneral Cemal Gürsel'in başkanlığını yaptığı MBK'nin üye sayısı daha sonra Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun girişimiyle, ordunun yönetimde kalmasını savunan 14 üyenin yurt dışına görevli gönderilmesiyle 23'e düştü.

MBK, her askeri darbede yapıldığı gibi Anayasa ve TBMM'yi feshetti, siyasi faaliyetlerini askıya aldı.



Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükumet üyeleri, DP'li milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri gözaltına alındı.

Tüm tutuklular Yassıada'da hapsedildi.

28 Mayıs'ta Milli Birlik Hükumeti Cemal Gürsel başkanlığında kuruldu.

Celal Bayar 1 numaralı sanık olurken dönemin Başbakanı Menderes ise onun yanındaki sandalyede oturdu.

Türk halkı, demokrasi getireceğini iddia ederek demokrasiyi yargılayan davaları "Yassıada Saati" programıyla radyodan dinledi.

Yassıada'daki mahkemelerde ilk davalar "bebek" ve "köpek" davaları oldu.

Dönemin Başbakanı Menderes'in opera sanatçısı Aynur Aydan'dan olan çocuğunu bilerek öldürttüğü iddiası, Aydan'ın cesurca Menderes'i savunmasıyla çürütüldü.

 

 


 


Etiketler; #adnan menderes

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.