'Bazı barolar, ana muhalefet partisinin sözcüsü gibi hareket ediyor'

Hukukçular, başta İstanbul ve Ankara baroları olmak üzere bazı baro başkanlarının Yargıtay Başkanlığının Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreni öncesi ve sonrasında yaptığı açıklamalara tepki gösterdi.

'Bazı barolar, ana muhalefet partisinin sözcüsü gibi hareket ediyor'

Başta İstanbul ve Ankara baroları olmak üzere bazı baro başkanlarının Yargıtay Başkanlığının Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlediği 2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreni öncesi ve sonrasında yaptığı açıklamalara tepki gösteren hukukçular AA muhabirine konuştu. 

Türkiye Adalet Araştırmaları Merkezi (TÜRKAD) Başkanı Avukat Dr. Mehmet Sarı, 1136 Sayılı Avukatlık Kanununda baroların görevlerinin net bir şekilde tanımlandığını belirterek, bu kanunda baroların asli vazifesinin, mesleğin ve meslektaşlarının haklarını savunmak olduğunun vurgulandığını kaydetti.

Baroların gündelik yaşama ilişkin hukuka ve siyasal düzleme ilişkin görüşler vermesinin hukuka aykırı bir durum olmadığını dile getiren Sarı, "Ancak karşımızda son dönemde baroların doğrudan doğruya ideolojik minvalde meselelere yaklaşması ve sanki ana muhalefet partisi sözcüsü gibi hareket etmesi, baroların temel amacının dışına çıktığını bize göstermektedir. Bunun örneklerini de yakın dönemde gördük." diye konuştu.

İstanbul Barosu'nun Kaz Dağları'yla ilgili protestoya ana muhalefet partisinin bu yöndeki çağrısına hemen cevap verip otobüsler tanzim ederek olay mahallinde hazır olduğunu gördüklerine işaret eden Sarı, "İstanbul'da yaklaşık 40 binin üzerindeki avukatın yaşadığı mesleki sorunların hepsi bir tarafa bırakılarak doğrudan ana muhalefet partisinin eylem ve hareketlerine indirgenmiş bir baro yönetimi var. Bu bakımdan mensubu da olduğumuz İstanbul Barosunun bu çıkışını hiçbir şart altında kabul edilebilir bulmadığımızı ve gerek baroların kuruluş maksadına, gerekse avukatlık kanununun el verdiği şartların hiçbirine uymadığını ifade edebilirim. Karşımızdaki bazı barolar, gündelik siyasetin ve ideolojik saplantıların esiri olmak suretiyle bir muhalefet partisi ve sözcüsü olarak hareket ettikleri gerçeği maalesef önümüzde durmaktadır. Bunun da mesleğe, meslektaşlara ve Türkiye'deki hukuk yaşamına hiçbir katkısı olmadığını da açıkça ifade edebilirim." değerlendirmesinde bulundu.

Baroların gündelik hayata ilişkin görüş belirtilebileceğini aktaran Sarı, ancak bunun ana muhalefet partisinin sözcüsü noktasında bir pozisyon alacağı anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Sarı, İstanbul Barosu'nun son dönemde Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu'nun "Yargı Reformu Strateji Belgesi"nin hazırlanmasında hükümet ve Adalet Bakanlığıyla birlikte çalıştığı için bazı barolarca hedef alındığını savunarak, "Bu, kendi içinde çok büyük ilkesizlikleri barındırmaktadır. Türkiye'de hukuk yaşamına ne katabilirim, adalete olan beklenti ve sorunlara ilişkin hangi çözüm önerilerini ortaya koyarım yönünde bir arayıştan öte gündelik, siyasal tartışmaların içinde bir parça olmuş bir baro anlayışı var. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir." dedi.

Bazı baroların gösterdiği tavra da değinen Sarı, genel muhaliflikten öte doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan ve o noktada yapılan ana muhalefet çağrılarının parçası haline gelen anlayışa sahip olduğunu anlattı. Sarı, söz konusu baroların, ana muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilgili öne sürdüğü iddia, isnat ve argümanlara sığınarak çeşitli platformlarda kullandığına işaret etti.

Sarı, 2016'da İstanbul Barosu başkanlığına da aday olduğunu hatırlatarak, son seçimde 40 binin üzerinde üyesi olan bir baroyu 7 bin civarında oy almış bir yönetimin yönettiğine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adli yıl açılışında, baroların statükocu yapısının demokrasi ve çoğulculuğun önünde bir engel teşkil ettiğini söylediğini aktaran Sarı, şöyle konuştu:

"Ben mensubu olduğum bir baro içinde katılmadığım bir fikirlerin benim adıma da söylendiği bir durumla karşı karşıyayım, bunun demokrasi ve hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini net bir şekilde söylememiz lazım. Baroda fazla oyu alan grup bütün barodaki yönetim kademeleri ve TBB'deki tüm delegasyonu doğrudan doğruya belirlemiş oluyor. Bu da hiçbir şart altında baroların katılımcı demokrasinin temel ruhuna uygun bir şekilde tarafların bir araya geldiği bir atmosferin kurulmadığını bize göstermektedir. Bu da kabul edilebilir bir durum değildir. Bu bakıdan Sayın Cumhurbaşkanı tarafından dile getirilen nisbi sistem, yani her oy alanın da baro platformlarında temsil edilmesi yönündeki önerinin bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum."

"Meslekdaşları adına hiçbir faydalı işleri yok"

Hukukçular Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Avukat Adem Yıldırım ise Türkiye'de barolarla ilgili "büyük baro" ve "küçük baro" şeklinde ayrım yapıldığını anlatarak, "büyük baro" olarak ifade edilen İstanbul, Ankara ve İzmir baroları gibi baroları "kalabalık baro" olarak tanımladığını söyledi.

Bu baroların meslek adına meslektaşlar adına hiçbir faydalı iş yapmadıklarını öne süren Yıldırım, "Baroların siyasi ve ideolojik çıkışları haricinde herhangi haklı bir gerekçeyle böyle bir olaya karşı çıkmalarının izahını yapamıyorlar. 2 Eylül'de TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ve yargı üyelerinin adli yıl açılışına katılmalarının eleştirilmesinin siyasi ve ideolojik çıkış dışında hiçbir makul ve mantıklı ayağı yere basan gerekçeleri yok." dedi.

Yıldırım, İstanbul Barosunda 41 bin 462 avukattan 8 bin 77'sinin oyunu alan başkan ve yönetimin, delegasyonun tamamını aldığını aktararak, yüzde 30 oyla delegasyonun yüzde 100'ünü alan bu baro yönetimin oluşan duruma "demokratik seçim" dediğini ifade etti.

Bazı baroların, hükumetin avukatlık yasasının değiştirilmesi teklifine sıcak bakmadığını belirten Yıldırım, "Hükumet de barolara rağmen bunu değiştirmek istemiyor. Kanunu barolar yapmaz, meclis yapar. Bu değişikliklerde hükumet çok geç kaldı, adım atamadı. Adım atamadığı için de bu tür pervasızlıklarla antidemokratik yollarla delegasyona seçilmiş insanlar bu gün söz sahibi haline geldi." diye konuştu.

Yıldırım, 23 Haziran'dan sonra en ufak olaylarla bile hükumet ve siyasi irade aleyhine kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını belirterek, "Kaz Dağları'nda fidanlar kesildi denilerek gündem yaratıldı. Bugün PKK, Doğu ve Güneydoğudaki o anaların fidanlarını dağa çıkarıp ölmelerine sebep oluyor, önce o fidanlara sahip çıkın" ifadelerini kullandı.

Adana Baro Başkanının Yargıtay'ın davetini kabul etmeyerek CHP'li milletvekilleriyle adli yıl açılışını kutladığına dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti:

"CHP milletvekilleriyle adli yıl açılışına katılınca yargı tarafsız oluyor, milletin külliyesinde millet adına karar veren hakimlerle birlikte yargı tarafsız olmuyor öyle mi? Bunu milletimizin anlaması gerekiyor. Bunlar tamamen Türkiye üzerindeki projeye özellikle Türkiye'yi müdahale edilmeye çalışılan bir ülke konumuna getirmek için maalesef kendilerine verilen rolleri oynuyor. Bunlar yargı, adalet derdinde değil, bunlar avukatların işi artmış, artmamış, meslektaşlarımızla ilgili yasal düzenleme yapılmış mı yapılmamış mı bunun derdinde değiller. "

Yıldırım, hükumetin barolardaki delegasyon sisteminde nisbi temsili getirmek durumunda olduğunu anlatarak, "Hükumet burada geç kalmıştır." dedi.

Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Necati Ceylan ise baroların, yargının adaletin kurallarına uygun bir biçimde yönetimi, adil yargılanma hakkı ve adalete erişim için gerekli olan ilkelere bağlı bulunduğunu vurguladı.

Baroların, devletin mesleki örgütlenme biçimlerine ve mesleki faaliyet alanlarına, yargısal ve yönetsel yöntemlerine ve ulusal mevzuata göre kurulduğunu hatırlatan Ceylan, "Barolar mevzuat doğrultusunda faaliyet göstermeleri ve temel amaçları dışına çıkmamaları gerekirken, siyasal ve ideolojik tavırları ile meslek faaliyetlerinden ziyade siyasi partilerin faaliyetlerini yapıyorlar. Bu görevini siyasi parti içinde yapmalarına engel olan bir durum yokken barolar yönetiminde yapmaları, avukatların menfaatlerinin korunması yönünden bir kayıptır."

"Juritokrasi Türkiye'de kırılamadı"

Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selman Öğüt de son zamanlarda Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreni'ne katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun eleştirildiğine işaret ederek, Feyzioğlu'nun da açıklamasında "sorunu çözmeye yanaşmayanların sorunun parçası olduğunu" söylediğini aktardı.

Türkiye'de yargının sorunları varsa bunların çözülmesi gerektiğini belirten Ögüt, meslek örgütü olan baroların da siyasi görüşlerini açıklayarak siyasete katkıda bulunabileceğini ancak hükumetin ve milli çıkarların karşısında yıkıcı bir siyasetin izlenmemesi gerektiğini söyledi.

Öğüt, baroların yargıyla ilgili problemleri konuşması gerektiğini anlatarak, "Yargıçlar yönetimi olarak tanımlanan Juritokrasi, Türkiye'de hala kırılamadı. Yargının siyasallaşması ve yargısal aktivizm dediğimiz kavramlar zaman zaman zuhur ediyor. Baroların yapması gereken şey kendi meslekleri ile ilgili sıkıntılar söz konusu olduğu zaman konuşacaklar, onun dışında siyasete müdahale etmek yanlış şeylerdir. Bu, Türkiye'de kırılması gereken problemler ve hastalıklardır." görüşünü dile getirdi.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.