AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ten Demokrasi Haber'e özel açıklamalar (I)

Türk siyasetinin yakından tanıdığı, sevdiği ve saydığı, AK Parti İstanbul milletvekili Metin Külünk, röportaj talebimizi kırmadı ve bizi ofisinde ağırladı.

AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ten Demokrasi Haber'e özel açıklamalar (I)

Bir milletvekili için fazlaca mütevazı olan ofisine gittiğimizde, kendisini yoğun işlerle ve sürekli çalan telefonu ile kitapların arasında bulduk.

İnandığı hak dava için gece gündüz çalışan, kapısı herkese 24 saat açık, İstanbul halkının yakından tanıdığı, Recep Tayyip Erdoğan’ın yol arkadaşı, memleketi Rize’yi duruşundan, halinden bile hissettiren birisi Metin Külünk.

Bölge coğrafyasındaki gelişmeleri iyi okuması ve dünya  tarihini konusunda derin bilgisi nedeniyle öngörüleri gerçek olan yetkin bir siyasi isim.

Bize zaman ayırdığı için bir kez daha Sayın Metin Külünk’e teşekkür ediyoruz.

İşte Metin Külünk ile yaptığımız röportajın ilk kısmı :

Fırat Kalkanı Harekâtı ile Türkiye bölgede askeri olarak da güçlü bir statüye yükseldi. İç güvenliğin önemi için sınır güvenliği de önemli elbette. Bu gücün devamı için yeni operasyonlar gerekli mi?

Türkiye’nin güvenliği Aden Körfezi’nden başlar. Türkiye’nin güvenliği Babül Mendep’ten başlar. Eğer Türkiye güvenliğini en dış çeperden kurgulamazsa, bize bir gün Ankara’yı tartıştırırlar. Bu denklem bugünün denklemi değil. Dünya tarihinde süreklik vardır. Güçlü olursanız, bekanız tehdit altında kalmaz. Tarihin sürekliliği içerisinde hedef bir toprak parçasındayız. Bu hedef toprak parçasında devlet olmak ve de Müslüman kimlikli bir devlet olmak küresel sistem için risk unsurudur. Çünkü küresel sistem kendisine alternatif fikrin ve de bu fikrin siyasi, iktisadi ve askeri güç noktasına evrilmesine tahammülsüzdür. Küresel sistem dünyayı tek tipleştirip, ne liberalizmin ürettiği siyasal sistemden öte bir modelle yönetilemeyeceği algı üzerinden teslim almak istemektedir. Dolayısıyla bu fikre karşı çıkacak, bu fikre itiraz edebilecek veya bu fikre alternatif olabilecek tüm güç unsurları, fikir unsurları tasfiye edilmelidir.
 Dünya ve Türkiye bu tehdidin altındadır. Bu tehdidin tasfiye edilmesinin şartı içerde bir kere 784 bin kilometre karelik toprak parçasında millet olarak birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmektir. Yani cumhuriyet, devlet, bayrak, ezan, bağımsızlık temelli, hangi fikirden, hangi anlayıştan olursak olalım, bu topraklardaki varlığımızı tahkim etmek mecburiyetindeyiz. Yani her türlü farklılığımızı, her türlü ayrı yaşam biçimlerimizi, her türlü ayrı siyasal düşünme biçimlerimizi bir tarafa koyarak bu temelde ittifak etmek mecburiyetindeyiz. Eğer bu temelde ittifak etmezsek 784 bin kilometre karedeki devletimizin bekasının dışarıdan içeriye, içeriden dışarıya saldırılarla tehdit altında olduğunu bilmek zorundayız.
 
ADEN’İ TUTMAZSAK İSKENDERUN KÖRFEZİ’NDE ZORLANIRIZ
 
 Devlet çatısının çöktüğü yerde, hiçbirimizin farklılıkları da bir işe yaramayacaktır. O halde niye Türkiye’nin güvenlik hattı Aden’den başlamalıdır? Çünkü eğer Aden’i tutmazsak, İskenderun Körfezi’nde zorlanırız. Eğer Babül Mendep’ten güvenlik hattımızı kurgulamazsak Habur’u tutmakta güçlük çekeriz. O nedenle Fırat Kalkanı operasyonu 15 Temmuz ile çökertilmek istenen Türk Devleti’nin küresel sisteme verdiği en önemli mesajdır. Çünkü 15 Temmuz’un hedefi 5 parçaya bölünmüş bir Türkiye’nin önünü açmaktır. Bu 5 parçaya bölünmüş Türkiye’nin ilk aşaması Suriye’nin kuzeyinde PKK’yı Akdeniz’de çıkartacak hattı tamamen Türk Devletinin kontrolünden uzaklaştırmaktır. Fırat Kalkanı, emperyalizmin 100 yıl sonra Anadolu topraklarına yönelik saldırısına verdiğimiz en stratejik cevaplardan birisidir. Yeterli midir? Hayır.
 
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİN YÜZÜNE BAKAMAYIZ
 
Eğer Suriye’nin kuzeyindeki, bizi Ankara’ya sıkıştıracak adım olan, Suriye’nin kuzeyindeki fiili durumla, yani 26 yıl evvel, Irak’ın kuzeyinde yaptıkları gibi, yani 36. paralel üzerinden Irak’ı orta yerden ikiye bölerek kuzeyde fiili durumla Kürtler üzerinden süreç yönetmenin, 26 yıl sonra devamı olan PKK üzerinden Suriye’nin üzerinden Akdeniz’e çıkacak koridora eğer biz millet ve devlet olarak Ankara’nın etrafında sıkışırız ve Çanakkale şehitlerinin yüzüne bakamayız. Çanakkale şehitlerinin yüzüne bakamayacak bir kimliksizliğe mahkûm oluruz. Bundan dolayı Fırat Kalkanı bitti, zaten hemen cevap da vermek üzere. PKK unsurlarından oluşan bir yapı üzerinden, Fırat Kalkanı’na, Türk ordusuna saldırmak ve Suriye’de Türkiye dostu güçlere saldırmak üzere bir örgütlenmenin içerisinde olduğu, Amerika’nın verdiği silahların, tankların, füzelerin hepsinin doğrudan hedefinin Türkiye olduğu bir zaman diliminde bizim ikinci adımı atmamız gerekiyor. İkinci adımı açık yüreklilikle ifade ediyorum, Türkiye’nin PKK üzerinden Türkiye’yi Ankara’ya sıkıştıracak, Hatay’ı tartıştıracak, İskenderun Körfezi’nde burnumuzu göstermemize izin vermeyecek bir oldubitti ile PKK üzerinden bir fiili durumun BM nezdinden meşrulaştırmaya gidecek bir adımı engellemek için 2. İstiklal mücadelesinin gerekirse 250.000 şehit de verilerek yapılması gerekliliğine inanıyorum.
 
PKK üzerinden sürekli bir sıkıştırma söz konusu. PKK’nın yanında onları destekleyici başka örgütlerde mevcut mu?

Elbette. FETÖ, PKK ve DEAŞ.Bu üç örgütün de stratejik hedefi İslam, Türkler ve Türkiye’dir. Hedefleri İslam ve Kürtlerdir. Hedefleri İslam ve Araplardır. Vazifeleri bu toprakları İslamsızlaştırmak için, neoliberalizme teslim etmek için, kapitalizmin uydusu haline getirmek için, emperyalizmin kölesi haline getirmek için vazifelendirmiş yapılardır. Önemli olan bu üç örgütün arkasındaki aklın ne istediğini tespit etmektir. Bu üç örgütün arkasındaki aklın hedefi liberal İslam adı altında İslam’ı Hristiyanlaştırmak, Türkiye’yi İslamsızlaştırmak, Türk devletini çökertmektir. Hedef Türklerdir. Hedef ehlisünnettir. Hedef İmam Maturidir. Hedef İmam Azamdır. İmam Şafi geleneği üzerinden bizim inşa ettiğimiz 1000 yıllık medeniyet köklerimizi tasfiye etmektir. Eğer bunu fark etmez, bu köklerimize yeni baştan güncelleyerek dönmezsek, önümüzdeki çeyrek asır çok çetin geçecektir. Ama buradan da daha büyük bir yükseliş çıkacaktır.

Kürt meselesinde de önemli çalışmalarınız ve söylemleriniz oldu. Türkiye’nin Ortadoğu’ya çıkabilmesi için Kürt meselesini çözmesi gerektiğini ifade etmiştiniz. AK Parti’ye oy veren çok sayıda Kürt var. Bu konuda cumhuriyet tarihinde görülmemiş kadar cesurca çalışmalar yapıldı. Ama hala, Kürt vatandaşların haklarını koruduklarını iddia ederek, terörü ve teröristi destekleyen bir grup var. Biliyoruz ki, yurt dışından, özellikle Avrupa Birliği ülkelerinden destek alıyorlar. PKK’ya terörist diyemeyen CHP’li milletvekillerine ne söylemek istersiniz? Tabana bu konuda nasıl yaklaşılmalı?
 
CHP’li vekiller ile bizim iddialarımızın meşgul olacak vakti yok. O nedenle CHP’li vekiller üzerinden süreç okumayı eksik ve anlamsız buluyorum. Çünkü onlar önce Türk tarihini yeni baştan okumalıdır. Atilla İlhan’ın “Hangi Atatürk ”kitabını okumalarını tavsiye ediyorum. Bu kitabı okumadan, Atatürk’ü doğru anlamadan CHP’li vekillerin sadece pozitivizme sıkışmış, din ve dindarlık noktasında kendisini yenileyememiş cehalet halkasında, bizim iddialarımızın kaybedecek vakti yok. Aslında bu coğrafyada ne Kürt meselesi var ne Arap meselesi var. Bu coğrafyada Kürtlerin ve Arapların emperyalizmi fark etme meselesi var. Kürtler, egemenlik, yani self determinasyon ve halkların egemenliği kavramlarının arkasında kendilerini ifade ederek, emperyalizmin sömürgeleştireceği, formüle itiraz etmeleri gerek.
 
SELF DETERMİNASYON DÜNYAYI KRİSTALLEŞTİRME MANİVELASIDIR
 
Eğer Kürtler şimdi zannediyorsa ,”biz Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti olduğumuzda veya bağımsız bir Kürdistan kurulduğunda emperyalizm bizim self determinasyon üzerinden bizi kendi başımıza bırakacak ve de kendi topraklarında yer altı ve yer üstü kaynaklarının tamamen kendilerine ait kullanıcı olacakları bir güne yani zenginliğe ulaşacaklarını” düşünüyorlarsa, baştan yanlı yapıyorlar. Çünkü ırk kavramı üzerinden üretilmiş ve sekülerizmle beslenen ulus devlet kavramı emperyalizmin son 100 yılda dünyayı kristalleştirme manivelasıdır. 100 yıl evvel aynı senaryoyu Araplar yaşadı. Yani self determinasyon haklarını kullanmak üzere, 24 milyon kilometre karelik Osmanlı Devleti’nden koptular. Sonuç, tüm Arap devletlerine bakınız, refah seviyesinden bakınız, adalet perspektifinden bakınız, insani yaşam endeksinden bakınız, her anlamda, bağımsız politika perspektifinden bakınız, ne göreceksiniz? Sömürgeleştirilmiş bir Arap coğrafyası göreceksiniz. Yani akıl dünyaları tamamen emperyalizm tarafından teslim alınmış, refah asla toplumsallaşmamış, gelir dağılımı eşitsizliği maksimize olmuş durumda. Var olanlarında kapitalizme tamamen teslim edilmiş.
 
ÜMMETİN PARASI NEREDE?
 
Sermayenin, bugün Amerikan hazine bonolarının, Londra’daki borsadaki en hareketli paranın hangi para olduğuna bakınız. Ümmetin parası. Birkaç tane insanın kontrolündeki ümmetin parası, Afrika’da yoksulların ihtiyacını karşılamak için kullanılmıyor. Arap halklarının gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmak için kullanılmıyor. Ne için kullanılıyor? Ortadoğu’daki ümmete ait petrol ve doğalgazdan ortaya çıkan para dolara dönüyor, dolar Amerika’da hazine bonosu oluyor. Londra Borsasında kâğıtlarda dolaşıyor. Küresel emperyalizmin kontrolündeki şirketlerin ortaklıklarında. Peki, buna karşılık, ülkelerdeki halklara ne kalıyor? Halklara 250 dolar milli gelir, 500 dolar milli gelir, 1000 dolar milli gelir, 2500 dolar milli gelir,3000 dolar milli gelir kalıyor.
 
Şimdi bu fotoğraf yüzyıl evvel hangi kavram üzerinden inşa edildi? Aynı bugün Kürt kardeşlerimize uzatılan havuç gibi. Self determinasyon üzerinden, egemenlik hakkı üzerinden Araplara da aynı şey söylendi. “Siz ulus devlet olacaksınız, her biriniz Osmanlı’dan kopun yeter ki, devlet olacaksınız. Sonuç ne oldu? Sonuç, yüzyıldır milyonlarca Müslüman’ın kanı döküldü. Ülkeler acı içinde. Yoksulluk, adaletsizlik diz boyu. Ama ne garip, hala emperyalizm, hala küresel sistem, bu coğrafyada, egemenlik kartlarını kullanarak,  etnik milliyetçilik üzerinden, ulus devletleşmeyi, bu coğrafyayı paramparça etmek için bir kaldıraç olarak kullanıyor. Buna karşı yapılması gereken şey şu, hem Türkler hem Kürtler hem Araplar emperyalizmin bu oyununu görmeli ve birlikte bir güç olduğunda ancak yeniden bir dünya düzeni kurulabileceğini anlamalı. Zaten PKK yerli ve milli bir örgüt değildir. Terörün millisi, gayri millisi de olmaz. Eline silah olan her terör örgütü kendi ülkesine ve kendi devletine ve de insanlığa düşman bir örgüttür. Dolayısıyla PKK bu toprakların şartları üzerinde doğmuş, büyümüş bir örgüt değildir. Bu topraklar dayatılmış bir örgüttür.
 
BİZ KÜRT MESELESİNİ KONUŞMUYORUZ
 
 PKK’nın bu topraklara tıpkı FETÖ gibi temel sebebi, Türkiye’nin başardıklarını, etkisiz hale getirmek için, terör üzerinden etnik milliyetçilik üretmek için kurgulanmış bir yapıdır. Ve tamamen kontrolü emperyalizmin hâkimiyeti altındadır. Bundan dolayı bugün konuştuğumuz Kürtlere ait meseleyi konuşmuyoruz. Kürt kardeşlerimize ait bir meseleyi konuşmuyoruz. Emperyalizmin, bu toprakları, bu coğrafyayı, bir kez daha paramparça etmesinin, bölüp parçalamasının hangi stratejilerle yapıldığını konuşuyoruz. Onun için Kürt kardeşlerimizi incitecek her cümleden uzak durmalıyız. Çünkü benim için refah ne kadar kıymetli ise, Kürt kardeşlerim için de refah o kadar kıymetli. Aynı şekilde Arap kardeşlerim için de. Şimdi emperyalizm, İsrail üzerinden Balfour Deklarasyonu ile ve Birleşmiş Milletlerin İsrail’i tanıması ile bu coğrafyanın bağrına yerleştirdiği tamamen küresel sistemin meşruiyetinin bir aracı olarak kullandıkları İsrail’den sonra, bu coğrafyada, Suriye’nin kuzeyinde PKK üzerinden sanki Kürtlere bir devlet olma hakkı tanıyormuş anlayışı üzerinden aslında Türkleri, Kürtleri, Arapları ve Farsları birbirleri ile bir yüz yıl daha kavga ettirecek bir ateşi bu coğrafyaya saplamak istiyorlar. Onun için biz ne diyoruz, aklımıza başımıza almalıyız.Bu coğrafyada Türklerin aleyhine ne varsa Arapların aleyhinedir. Arapların aleyhine ne varsa Türklerin aleyhinedir. Türklerin aleyhine ne varsa Kürtlerin aleyhinedir. Kürtlerin aleyhine ne varsa Arapların aleyhinedir. O zaman hepimizin ortak hattı nedir? Bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü kaynakları Türklerin, Kürtlerin, Arapların kaderine hizmet etmelidir.
 
YENİ DÜNYA DÜZENİNİN AKIL MERKEZİ BU TOPRAKLAR OLABİLİR
Bu coğrafyada Türkler, Kürtler, Araplar, eğer beraber olurlarsa, emperyalizm ulus devletçilik üzerinden sekülerist bir anlayışla devletleri seküleristleştirerek halkları da sekülerizme tutsak etme ve beraberinde bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmeye devam etmelerine karşılık hepimiz emperyalizme ortak tavır alırsak o zaman ne görürüz? Çok sürmez, 50 yıllık bir çeyrekte, yeni dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya düzeninin akıl merkezi ve ruh merkezi de yeniden bu topraklar olur. Ama bunun için önce emperyalizmin bu topraklardaki oyununu bozmak ve de Kürt kardeşlerimizin PKK üzerinden emperyalizmin hangi adımları attığını fark edip itiraz etmesi ile tıpkı 100 yıl evvel cumhuriyetin kuruluşunda Türk devletinin yanında durdukları gibi.
 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.